MarifetHaber
banner79

Zarlı oyunlar ve satranç meselesi…


Furkan KANDEMİR

Furkan KANDEMİR

03 Ocak 2017, 14:21

Rahman ve Rahim olan Allah’ın yüce 99 İsm-i Şerifi ile…

Son zamanlarda sosyal medyada konu olan ve ciddi manada gündemi meşgul eden zarlı oyunlar ve satranç meselesi…
Bu oyunlar, özellikle satranç, hemen her sahada hatta okullara varıncaya kadar ülkemizde yaygınlaşmış olan bir durumdur. Bu hususta ciddi çalışmalar yapılarak müsabakalar tertip ediliyor, hatta derecelendirmeler yapılıyor. Dolayısı ile halk içinde, bilhassa gençler arasında oldukça yaygınlaşmış durumda...

Hayatımızın her sahasında olduğu gibi, satranç ve zarlı oyunlarda da dinimizin getirdiği bir ölçü vardır.

Şunu başta belirtmekte fayda vardır: Hangi bir oyun ki ortaya bir mal veya para konarak, birilerinin kazanıp diğerlerinin kaybedeceği şekilde olursa, kesinlikle kumar olup haramdır. Nitekim bu hususu ayet-i kerime sarahaten ifade etmektedir; “Şeytan, içki ile ve kumarla aranıza düşmanlık ve kin sokmak ister. Sizi, Allah’ı zikirden ve namazdan alıkoymak ister. Siz (bu kadar zararı olduğu halde) bunlardan hâlâ sakınmaz mısınız?” [Maide 91]

Yine Hanefi mezhebimizin temel kitaplarından olan İbni Abidin’de şöyle geçer; “Oyun ile vakit geçirmek, tavla, 14 taş ve benzeri oyunlar tahrimen mekruhtur. Bunlar, para veya mal ile yapılırsa kumar olur, haram olur.” [Redd-ül Muhtar, c.5, s.253]

Bu oyunlar, ne kadar yaygın hâle gelse de, herkes tarafından benimsenmiş olsa da, caiz oluşuna veya haramlığına bir delil oluşturmaz. Bunu belirleyecek ölçü, Şâr’i’dir.

Tavla hakkında  “Tavla oynayan, Allah ve Rasûlüne asi gelmiş olur.” (Ebû-Dâvûd, Edeb, 56) Hadis-i şerifine binaen İmam Muhammed, konuya şöyle bir açıklama getirmiştir; “Tavla, satranç vb. oyunlarda hayır yoktur."

Zaten Nesai kitabında bu hususta oldukça açıklayıcı bir hadis-i şerif vardır;

“Hangi şey ki orada Allah’ın zikri yoktur, bu oyun ve boş iştir. Ancak dört şey müstesna;

1. Kişinin ailesi ile vakit geçirmesi
2. Atını (bineğini)n bakımını yapması
3. İki hedef arasında yürümesi (yani atıcılık)
4. Yüzmeyi öğrenmesi”

Kumar olmaması kaydı ile de olsa tavla, okey, satranç gibi oyunlar helal kabul edilmemişse de özellikle satranç hakkında ihtilaflar olmuştur.
“Evcezü'l-Mesalik ila Muvatta-i Malik” kitabında geçtiğine göre; Şafi mezhebi dışındaki mezhep imamlarımız, tahrimen mekruh derken, şafi de ise tenzihen mekruhtur.

Şâfiî mezhebinin kudretli âlimlerinden İmam Nevevî bu hususta şöyle der:

“Satranç, âlimlerin çoğuna göre caiz değildir. Bir kimse bu oyun sebebiyle bir namaz vaktini geçirir veya bir menfaat karşılığında oynarsa, bize göre de haramdır.”
Buradan anlaşıldığına göre şafilerde; bu şartları barındırmayan satranç oyunu mekruhtan öteye geçmemektedir.
Hanefî ulemasından İbni Âbidin, satranç için; “Haramdır, bizim mezhebimizde büyük günahtır.” dedikten sonra, İmam Şâfiî’nin ve Hanefilerin kudretli müçtehiti olan İmam Ebû Yusuf’un satrancı mubah saydıklarını kaydetmektedir. (Reddü’l-Muhtar, 5: 523)
Şafi ulemasından İmam Nevevî ise bu konuyu kendi mezhep çerçevesinde şöyle özetlemiştir;

Satrancın mubah sayılması için dört şartın mevcut olması gerekir:

1. Satranç oynayanlar, oyuna dalmak suretiyle namazın gecikmesine meydan vermemelidir.
2. Satranç, kumara yol açacak şekilde para ve benzeri bir menfaat karşılığında oynanmamalı, yani kazanan ve kaybeden bir şey alma şartını koşmamalıdır.
3. Oynayanlar, oyun esnasında dillerini kötü sözlerden; yalan, gıybet ve küfürden sakındırmalıdır.
4. Satranca alışan kimseler, ondan vaz geçemeyecek kadar müptelâ olmamalıdır.

Şâfiî ulemâsından İbni Hacer el-Mekkî, satrancın mubahlığını, oyunun kendi mahiyeti itibarı ile ele almış ve tavla ile satranç arasındaki farkı şöyle izah etmiştir:

“Tavlada oyun zarlara dayanmaktadır. Fakat satranç düşünce ve zihin ilebalakalı bir melekeye dayanmaktadır. Bu bakımdan, savaş taktikleri hususunda bundan istifade edilebilir.”

Hatta tarih kitaplarında geçen  Osmanlı sultanlarında Yavuz Sultan Selim gibi bazılarının, satranç oynamış olmaları da Allah-u a’lem bu kaideye binaendir.

İbni Hacer, "Ez-Zevâcir" isimli eserinde bu meseleye uzunca yer verdikten sonra son olarak şu neticeye varmaktadır:

“Bu meseledeki farklı görüşleri uzun boylu zikretmenin bir faydası yoktur. Kaide anlaşıldıktan sonra, üzerine hükmü bina etmek mümkün olur.

Kaide ise şudur:

"Bu çeşit oyunlar, düşünce ve hesaba dayanıyorsa, helâl demekten başka yol yoktur. Satranç bunun gibidir. Şayet zar ve tahmine dayanıyorsa, buna da haram demekten başka çare yoktur. Tavla da bunun gibidir.” (ez-Zevâcir, 2: 201-202)

Netice itibariyle, İmam Şâfiî ve Ebû Yusuf’un rivayetleri ile İbni Hacer’in bu izahını göz önüne alarak, belirtilen şartlar dâhilinde Şafii olanların satranç oynamasında kerahet-i tenzihiyye dışında beis görülmezken, biz Hanefi olanların, bu tür oyunların her türlüsünden kaçınması gerekecektir. Fetva da bu şekildedir, yani caiz değildir. Hatta dama bile olsa. Çünkü bu hususta en ihtiyatlı görüş; Allah-u a’lem Hanefilerin görüşü olacaktır. Nitekim bu oyunlar ile meşgul olanların galip ekseriyeti, yukarıda sayılan şartlara riayet edememektedir. En doğrusunu Allah bilir.

Furkan KANDEMİR

Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
cihanyamaneren