MarifetHaber
banner79

Şefik Kocaman Hocaefendi; İslam'ı nefislere uydurma çabası

Marifet Derneği Yönetim Kurulu üyesi Şefik Kocaman Hocaefendi, Marifet Dergisi'nin 52. sayısındaki köşesinden önemli uyarılarda bulundu: Bazı 'ekran mücahitleri' amele dayanmadan fikirler üreterek insanları oyalıyor.

Şefik Kocaman Hocaefendi; İslam'ı nefislere uydurma çabası

"Biz Müslümanlar kusuru, suçu, kabahati kendimizde aramalıyız" diyen Şefik Kocaman Hocaefendi, önemli hususlara dikkat çekerek şöyle devam etti: "Allah’ın dinini öğrenmekteki, onun emir ve yasaklarına riayet etmekteki laubaliliğimiz, aldırış etmeyişimiz, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin sünnet-i seniyyesindeki gevşekliğimiz, İslam hâkimmiş, Allah’ın ahkâmı tatbik ediliyormuş gibi davranıp ehlisünnetten sapanları görmezden gelişimiz ve daha nice sebeplerden dolayı cennet vatanımızda emniyetin günbegün azaldığını görmek maalesef tedirgin edicidir."

OSMANLININ TORUNLARININ AYAĞA KALKMASINI BEKLİYORLAR

"Yeni gelen neslin; imam-hatipler, ilahiyatlar, bir kısım akademisyenler ve şii, selefi ve mezhepsizler gibi ehlisünnet dışı akımların elinde gerçek İslam olan Ashab-ı Kiramın, Osmanlı ve Selçukluların yolu olan ehlisünnet itikadından uzaklaşarak hadis tanımaz, mezhep bilmez, tasavvuf-tarikata yabancı hale gelmeleri (getirilmeye çalışılması) devletimizin bekası, vatanımızın bütünlüğü ve İslam coğrafyasının selameti hakkında ciddi kaygılara neden olmaktadır. Zira Müslümanlar hala Osmanlının torunlarının ayağa kalkmasını, zulme karşı harekete geçmesini ve İslam âlemini birleştirmesini beklemektedirler."

BİR AN EVVEL BİZİ BİZ YAPAN DEĞERLERE DÖNMELİYİZ

"Unutulmamalıdır ki İslam âleminin yüzde doksana yakın kahir ekseriyeti ehlisünnettir. Mezhepsizliğe yelken açmış bir Türkiye’nin ise bu ümmetin derdine ilaç olmasını düşünmek kuru bir hayalden ibarettir. Dolayısıyla en acil yapılması gereken bizi biz yapan ve asırlar boyu dünyaya hâkim kılan değerlere dönmektir. Bu değerler de; itikatta-inanışta ehlisünnet vel cemaatin asılları, temel kaideleri, amelde dört hak mezhebin kuralları ve ruh terbiyesinde sünnet-i seniyyeden ayrılmayan tasavvuf-tarikat erbabının yaşantısıdır."

BU RAHATINI DÜŞÜNENLERİN İŞİ DEĞİLDİR

"Bu değerlere sahip çıkmak evvela dinde samimi olmayı, doğru inanışla beraber ciddi bir çalışmayı gerektirmektedir. Yorulmak, terlemek kaçınılmazdır. Rahatını düşünenlerin işi değildir. İslam’ın bütün hükümleri nefse muhalefet üzere gelmiştir. Nefse muhalefeti, nefse düşmanlığı şiar edinmeyenler için İslam’ın en kolay hükmünü yerine getirmek, sırtında taş taşımaktan daha zordur. İslam, yani Ehlisünnet; inandığı gibi yaşamanın (zemane tabirle teoriyi pratiğe dökmenin) adıdır."

Şefik Kocaman Hocaefendi'nin yazısının tamamı şöyle;

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

Allah-u Teâlâ’ya hamd-ü senalar, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ve onun al-u ashabına da salat-ü selamlar olsun.

Her şeyden; önce Halep’te katliama maruz kalan kardeşlerimiz, Beşiktaş ve Kayseri’deki patlamalarda hayatlarını kaybeden vatandaşlarımız başta olmak üzere yeryüzünde zulmen öldürülen bütün Müslümanlar için Mevla Teâlâ’dan rahmet, yaralılara acil şifalar, geride bıraktıklarına sabr-ı cemil, ecr-i cezil niyaz ederiz. Ümmet-i Muhammed’in başı sağolsun.

Zahir o ki; bütün İslam dünyasına bela ve musibetler mayıs yağmuru gibi yağmaktadır. Elbette bu sıkıntılar Allah’ın takdiri ve yaratmasıyla olmaktadır. Lakin şairin;
“Kula bela gelmez, Hak yazmadıkça, Hak bela yazmaz, kul azmadıkça.” dediği gibi biz Müslümanlar kusuru, suçu, kabahati kendimizde aramalıyız. Nitekim Allah-u Teâlâ hazretleri sure-i Şûra’da şöyle buyurmaktadır:

وَمَٓا اَصَابَكُمْ مِنْ مُص۪يبَةٍ فَبِمَا كَسَبَتْ اَيْد۪يكُمْ
وَيَعْفُوا عَنْ كَث۪يرٍۜ 

“Size hangi bir musibet isabet ederse o sizin ellerinizin kazandığı (işlediği) şeylerden (günahlardan) dolayıdır. Ve (O Allah) çoklarını da affeder.” (Şûra: 30)

Allah-u Teâlâ hazretleri bize anamızdan ve babamızdan daha çok acıdığı için yaptığımız günahların çoğunun cezasını kaldırmakta ve bizi onlarla cezalandırmamaktadır. Biz Müslümanlara verdiği belalar da sevgi tokadı mesabesinde; bizi uyandırmak, yanlıştan sakındırmak, kendisine döndürmek ve dünyada ve ahirette daha büyük, tahammülü imkânsız belalara duçar olmamamız için, tevbe etmeye vesile olması içindir. Zaten yaptıklarımızın cezasını tastamam verse idi bu sadece biz insanların değil yeryüzünde yaşayan tüm canlıların helak olup yok olmasına sebep olurdu. Nitekim bu husus sure-i Fatır’da şu şekilde dile getirilmiştir:

وَلَوْ يُؤَاخِذُ الّٰلُ النَّاسَ بِمَا كَسَبُوا مَا تَرَكَ عَلٰى
ظَهْرِهَا مِنْ دَٓابَّةٍ ...

“Şayet Allah insanları yaptıkları (günahlar, isyanlar) sebebiyle cezalandıracak olsaydı yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı bırakmazdı…” (Fatır: 45)

Allah’ın dinini öğrenmekteki, onun emir ve yasaklarına riayet etmekteki laubaliliğimiz, aldırış etmeyişimiz, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimizin sünnet-i seniyyesindeki gevşekliğimiz, İslam hâkimmiş, Allah’ın ahkâmı tatbik ediliyormuş gibi davranıp ehlisünnetten sapanları görmezden gelişimiz ve daha nice sebeplerden dolayı cennet vatanımızda emniyetin günbegün azaldığını görmek maalesef tedirgin edicidir.

Yeni gelen neslin; imam-hatipler, ilahiyatlar, bir kısım akademisyenler ve şii, selefi ve mezhepsizler gibi ehlisünnet dışı akımların elinde gerçek İslam olan Ashab-ı Kiramın, Osmanlı ve Selçukluların yolu olan ehlisünnet itikadından uzaklaşarak hadis tanımaz, mezhep bilmez, tasavvuf-tarikata yabancı hale gelmeleri (getirilmeye çalışılması) devletimizin bekası, vatanımızın bütünlüğü ve İslam coğrafyasının selameti hakkında ciddi kaygılara neden olmaktadır. Zira Müslümanlar hala Osmanlının torunlarının ayağa kalkmasını, zulme karşı harekete geçmesini ve İslam âlemini birleştirmesini beklemektedirler.

Unutulmamalıdır ki İslam âleminin yüzde doksana yakın kahir ekseriyeti ehlisünnettir. Mezhepsizliğe yelken açmış bir Türkiye’nin ise bu ümmetin derdine ilaç olmasını düşünmek kuru bir hayalden ibarettir. Dolayısıyla en acil yapılması gereken bizi biz yapan ve asırlar boyu dünyaya hâkim kılan değerlere dönmektir. Bu değerler de; itikatta-inanışta ehlisünnet vel cemaatin asılları, temel kaideleri, amelde dört hak mezhebin kuralları ve ruh terbiyesinde sünnet-i seniyyeden ayrılmayan tasavvuf-tarikat erbabının yaşantısıdır.

Bu değerlere sahip çıkmak evvela dinde samimi olmayı, doğru inanışla beraber ciddi bir çalışmayı gerektirmektedir. Yorulmak, terlemek kaçınılmazdır. Rahatını düşünenlerin işi değildir. İslam’ın bütün hükümleri nefse muhalefet üzere gelmiştir. Nefse muhalefeti, nefse düşmanlığı şiar edinmeyenler için İslam’ın en kolay hükmünü yerine getirmek, sırtında
taş taşımaktan daha zordur. İslam, yani Ehlisünnet; inandığı gibi yaşamanın (zemane tabirle teoriyi pratiğe dökmenin) adıdır.

Şimdiki ekran mücahitlerinin, M. İslamoğlu, A. Bayındır, B. Bayraklı, Y. N. Öztürk gibilerinin işi amele dayanmayan fikirler üreterek insanları oyalamaktır.

Yaptıkları sadece geçmişi eleştirmek ve geçmiş büyüklerin yolunu inkâr etmektir. Ve bu yıkımı gerçekleştirirken hiçbir engellemeyle karşılaşmamaları hatta destek görmeleri düşündürücüdür.

Yukarıda zikri geçen ve Sünni olmadıklarını açıklamakta beis görmeyen akademisyenlerin; insanları ibadete, ilim tahsil etmeye, şeriatın hükümlerini yerine getirmeye, sünnet-i seniyyeye uymaya, farzlara, vaciplere, sünnetlere, edeplere riayet etmeye teşvik ettiklerini, haramlardan, mekruhlardan, müfsitlerden sakınmaya tenbih ettiklerini gören kaç kişi vardır?

Kadınların İslamî tesettüre dikkat etmelerini ya da erkeklerin gözlerini haramdan sakınmaları gerektiğini belirttiklerini hatırlayanlar var mı?

İyi düşünüldüğünde anlaşılacaktır ki bunların yaptıkları insanları İslam’a uydurmak değil, İslam’ı insanlara uydurmaktır. Ahir zamanda yapılan yanlışlıklara, günahlara, sapıklıklara kılıf bulmak, gayrimeşru olan işleri meşru göstermektir. İslam’ı yaşamadan, İslam Peygamberini örnek almadan, nefsin arzularını dizginlemeden cennete gitmenin çaresini
bulmak ya da uydurmaktır.

Allah şerlerinden emin eylesin. Âmîn…

Rus Sefirin Öldürülmesine Dair

Biz Medine-i Münevvere’de iken Rusya Büyükelçisinin öldürüldüğü haberi geldi. Devletimizin emanında bulunan bir kimsenin öldürülmesi asla doğru olmayan bir iş ve kabul edilemez bir cinayettir. Hangi bahaneyle olursa olsun bir elçinin öldürülmesi İslami açıdan mazur görülemez. Ve devletimizi diğer devletler karşısında müşkil duruma sokması cihetinden vatana ihanettir. Evet, Rusya devleti Suriye’de Müslümanlara karşı yapılan katliamlara ortaktır. Fakat bu bir elçinin öldürülmesini meşru kılmaz. Allah-u Teâlâ Hazretleri; Müslümanları zalimlerin zulmünden kurtarsın. Bizlere birlik, dirlik ihsan eylesin. Cümle ümmet-i Muhammedi hakiki tevbeye muvaffak kılarak her türlü bela ve musibetlerden
emin eylesin. Âmîn…

(MARİFET HABER)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.