MarifetHaber
banner79

Şefik Kocaman Hocaefendi: Hiç kimse hata etmez, sual olunmaz değildir!

Marifet Derneği Yönetim Kurulu üyesi Şefik Kocaman Hocaefendi, Cübbeli Ahmet Hoca'nın kendilerini ve Marifet Derneği'ni hedef alan itibarsızlaştırmaya yönelik açıklamalarına Marifet Dergisi'ndeki köşesinden cevap verdi.

Şefik Kocaman Hocaefendi: Hiç kimse hata etmez, sual olunmaz değildir!

Ehl-i sünnet bir âlimin düştüğü durumun üzücü olduğunu belirten Şefik Kocaman Hocaefendi, "Vaaz kürsüsünü bir silah gibi kullanmaktan geri durmadı. İlk defa olduğu gibi göründüğü için Cübbeli Ahmet Hoca'ya teşekkür ediyorum" dedi.

VAAZ KÜRSÜSÜNÜ SİLAH GİBİ KULLANIYOR

"Bu güne kadar şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretlerinin cemaatinden birçok hoca efendinin Cübbeli Ahmet Hocanın hadis ilmine karşı tutumundan rahatsız olduğu bilinmekteydi" diyen Şefik Kocaman Hocaefendi, Hatta bu noktada (her ne kadar kendisi üç yeminle inkâr etse de) cemaatimizden, yurt içinden ve yurt dışından bazı hocaların ve âlimlerin kendisini ikaz ettiğini daha önce dile getirmiştik. (Daha önce adı zikredilen hoca efendilerden birine henüz birkaç gün evvel ‘Siz Cübbeli Ahmet hocayı bu konuda ikaz etmediniz mi?’ dediğimde ‘Hem de kaç kere.’ dediler.) Fakat maalesef bu hoca efendiler ‘Cübbeli Ahmet hoca kürsüden ağır eleştirilerle ismimizi vererek bizi itibarsızlaştırır da insan içine çıkamayız’ korkusundan susmaktadırlar. Nitekim Cübbeli Ahmet hoca bu güne kadar kendisiyle dini veya dünyevi mevzularda ihtilafa düşen birçok kişiye karşı vaaz kürsüsünü bir silah gibi kullanmaktan geri durmamıştır" ifadelerini kullandı. 

MAKALE İLMİ BİR REDDİYEDEN İBARETTİ

Meselenin tamamen ilmi bir mesele olduğuna dikkat çeken Şefik Kocaman Hocaefendi, şöyle devam etti: "Makale de ilmi bir reddiyeden ibaretti. Fakat malum hoca efendi meseleyi mecrasından çıkararak çok farklı alanlara çektiler. Söylenmeyen, yazılmayan şeyleri söylenmiş, yazılmış gibi göstermesinin dışında yaşanmamış olayları da yaşanmış gibi kamuoyuna aksettirmekte bir beis görmediler. Bizler ise Efendi Hazretlerimizin hizmetkârları olarak edep ve terbiyenin dışına çıkmadan, hakaret etmeden, yalan ve iftiraya tevessül etmeden, kendimizden emin olduğumuz ve kimseyi ikna ve ilzam etme kaygımız olmadığı için yemin etmeden, beddua etmeden, muhatabı kışkırtmaya değil düşünmeye sevketmek ve de insaf ve akıl sahiplerinin bazı şüphelerini izale etmek için seviyeli bir cevap verdik."

BİZLERİ RÛH’UL-FURKAN KARŞIYMIŞIZ GİBİ GÖSTERMEYE ÇALIŞIYOR

"Cübbeli Ahmet hoca zannımca kaset hususunda tecrübeli olduğundan o ses kaydına ulaşarak sosyal medya üzerinden servis etti ve yalan söylediğimi iddia ve ilan ederek her konuşmasında bize bu mesele üzerinden yüklendi de yüklendi. Hâlbuki İrfan hocanın, o konuşmasında Cübbeli Ahmet hocanın şahsına ait kitapları dile getirdiğini Rûh’ul-Furkan tefsirini reddiyenin hedefi olarak zikretmediğini anlamak zor değil. Fakat Cübbeli Ahmet hoca çarpıtma yapmak yoluyla kendisini aradan sıyırarak bizleri Efendi Hazretlerine, Allah dostlarına ve Rûh’ul-Furkan tefsirine (hâşâ) karşıymış gibi göstermeye çalıştılar."

İLK DEFA OLDUĞU GİBİ GÖRÜNDÜ

"İnsanın olduğu her yerde görüş ayrılıkları, ihtilaflar ve anlaşmazlıklar mutlaka olagelmiştir. Cihanın görüp-görebileceği en hayırlı asır olan asr-ı seadette bile ashab-ı kiram arasında ihtilaflar olmuştur. Gerçi onların ihtilafı hakkı aramak ve sırf Allah’ın rızasını kazanmak içindi. Bizim ihtilaflarımız ise çoğu kere nefisten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla her ihtilafı bölünmek olarak değerlendirmek doğru değildir. Şeyhimiz sapa sağlam başımızda ve o varken kimse şeyhlik iddiasında değilken (?) bölünmekten bahsetmek abesle iştigal olmaz mı? Her şeye rağmen, Efendi hazretlerimizin hizmetinde olduğumuz şu on senedir bize karşı ilk defa olduğu gibi göründüğü için Cübbeli Ahmet hocaya teşekkür ediyorum."

Şefik Kocaman Hocaefendi'nin Marifet Dergisi'nde kaleme aldığı yazının tamamı şöyle;

HİÇ KİMSE HATA ETMEZ SUAL OLUNMAZ DEĞİLDİR

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

Alemlerin rabbi olan Allah-u Teâlâ Hazretlerine hamd-ü sena, Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz ve onun âl-ü ashabına salât-ü selam olsun.

Geçen ayki sayımızda Abdülfettah Kevserî müstear ismiyle çıkan ilmi bir makale sebebiyle epeyce tartışmalar oldu. Çok şeyler söylendi, yazıldı. Halen daha konu kapanmış değil. Neydi mesele: Cübbeli Ahmet Hoca efendinin hadis anlayışı, hadis ilmine bakışı ve hadis âlimlerine karşı tutumu. Hoca efendinin ‘Beyzavî Dersleri’ adı altında yaptığı sohbetlerin ilkinde hadis ilmi ve hadis âlimleri hakkında talihsiz açıklamalarına ilmi bir reddiye yapılmış fakat o sohbette söylenilenler hoca efendinin fazla yıpranmaması için tamamıyla ifşa edilmemişti. Nitekim hoca efendi de o sohbeti yayından kaldırmış bulunuyorlardı. Fakat hadis ilmini ve hadis âlimlerini müdafaa etmek, edille-i şer’iyyenin ikincisi olan “Sünnet”i muhafaza etmek için bir şeyler yapılması elzemdi.

Bu güne kadar şeyhimiz Mahmud Efendi Hazretlerinin cemaatinden birçok hoca efendinin Cübbeli Ahmet Hocanın hadis ilmine karşı tutumundan rahatsız olduğu bilinmekteydi. Hatta bu noktada (her ne kadar kendisi üç yeminle inkâr etse de) cemaatimizden, yurt içinden ve yurt dışından bazı hocaların ve âlimlerin kendisini ikaz ettiğini daha önce dile getirmiştik. (Daha önce adı zikredilen hoca efendilerden birine henüz birkaç gün evvel ‘Siz Cübbeli Ahmet hocayı bu konuda ikaz etmediniz mi?’ dediğimde ‘Hem de kaç kere.’ dediler.) Fakat maalesef bu hoca efendiler ‘Cübbeli Ahmet hoca kürsüden ağır eleştirilerle ismimizi vererek bizi itibarsızlaştırır da insan içine çıkamayız’ korkusundan susmaktadırlar. Nitekim Cübbeli Ahmet hoca bu güne kadar kendisiyle dini veya dünyevi mevzularda ihtilafa düşen birçok kişiye karşı vaaz kürsüsünü bir silah gibi kullanmaktan geri durmamıştır.

Mesele tamamen ilmi bir mesele, makale de ilmi bir reddiyeden ibaretti. Fakat malum hoca efendi meseleyi mecrasından çıkararak çok farklı alanlara çektiler. Söylenmeyen, yazılmayan şeyleri söylenmiş, yazılmış gibi göstermesinin dışında yaşanmamış olayları da yaşanmış gibi kamuoyuna aksettirmekte bir beis görmediler.

Bizler ise Efendi Hazretlerimizin hizmetkârları olarak edep ve terbiyenin dışına çıkmadan, hakaret etmeden, yalan ve iftiraya tevessül etmeden, kendimizden emin olduğumuz ve kimseyi ikna ve ilzam etme kaygımız olmadığı için yemin etmeden, beddua etmeden, muhatabı kışkırtmaya değil düşünmeye sevketmek ve de insaf ve akıl sahiplerinin bazı şüphelerini izale etmek için seviyeli bir cevap verdik. (35 dakikalık bir video ile)

Cübbeli Ahmet hoca, sekinet üzere verdiğimiz üslûplu cevaplar karşısında çılgına dönmüş olsa gerek ki Muhammed Keskin hoca efendi ve bu fakir başta olmak üzere Efendi Hazretlerimizin bütün hizmetkârları hakkında söylenmedik hakaret bırakmadılar. Haset, fesat, fitne, eşkıya, fetö, yoldan çıkmak, yalan konuşmak, iftira atmak, freni patlamak, Efendi Hazretlerinin yolunu bozmak, Allah dostlarına karşı çıkmak, onları kabul etmemek, hadis-i şeriflere, fıkha, tefsire reddiye yapmak, ‘Mustafa İslamoğlu'ndan ne farkları kaldı’, ‘(dışarıda) düşman aramaya gerek yok’, batıl üzere olmak, kibirle hakkı reddetmek, ekmek yediği tekneye pislemek, montaj yapmak, insanlardan para toplayıp cukka yapmak, patrikhanenin ekümenikliğine hizmet etmek, kökü dışarıda olmak, dış mihrakların projelerine maşalık yapmak, hainlik, vatan hainliği, tetikçilik, haşhaşi olmak, haşhaşiden de ışıd’ten de beter olmak, katil olmak (Işıdden korkarken pkk’dan tehlike beklerken, bir de bakarsın sakallı cübbeli adam seni öldürür) vb hoca efendinin hakkımızda dile getirdiği veya vehmettirdiği birçok itham, iddia… (İtibar cellatlığı meselesini siz muhterem kardeşlerimizin anlayışına havale ediyorum.)

Marifet hizmet ekibine yöneltilen ve bizzat Cübbeli Ahmet hoca tarafından reddedilen birçok haksız ithamı şimdilerde kendisinin bize yöneltmesi ve bahusus Efendi Hazretlerimizin ‘Yalancı, iftiracı ve fitneci’ olarak vasfettiği Yeni Şafak gazetesinin iftiralarını dillendirmesi ehlisünnet bir âlimin düştüğü durum bakımından üzücüdür.

Ses Kaydına Dair

Bizim hakkımızda söylediği her söze karşılık sözümüz, her iddiasına karşı cevap ve beyanımız vardır. Lakin muhatabımızın sınır ve seviye tanımaz hali bizi cevap vermekten menetmektedir. Ancak bir mevzu var ki Cübbeli Ahmet hoca bütün hakaret ve ithamlarını o mevzu üzerinden haklı göstermeye çalışmaktadır. O da reddiyeyi yapan hoca efendinin (İrfan Gürses) Cübbeli Ahmet hocanın kâtibiyle yaptığı telefon görüşmesidir. Cübbeli Ahmet hoca, o telefon görüşmesinde İrfan hocanın Rûh’ul-Furkan tefsirine reddiye yapacağını söylediğini ve bu meyanda muhtelif cümleler sarfettiğini nakletmektedir.

Bu fakir açıklama yapmadan evvel İrfan hocaya bu konuyu sorduğumda “Ben Cübbeli hocanın kitaplarına reddiye yapacağımı söyledim.” demişti. “Rûh’ul-Furkan’ın adı geçti mi?” diye sorduğumda ise İrfan hoca üç hafta kadar önce öfkeyle yaptığı o telefon görüşmesinde Rûh’ul-Furkan’dan bahsettiğini unutmuş olsa gerek ki “Geçmedi” demişti. Bu fakir açıklamayı bu konuşma üzerine yaptım. Yalan söylemedim. Takva sahibi bir insan olduğumu iddia etmiyorum fakat değil ciddi, şaka bile olsa yalan söylemediğimi beni tanıyan herkes bilir. Allah-u Teâlâ Hazretleri yalanın her nevisinden cümlemizi muhafaza eylesin.

Daha sonra Cübbeli Ahmet hoca zannımca kaset hususunda tecrübeli olduğundan o ses kaydına ulaşarak sosyal medya üzerinden servis etti ve yalan söylediğimi iddia ve ilan ederek her konuşmasında bize bu mesele üzerinden yüklendi de yüklendi. Hâlbuki İrfan hocanın, o konuşmasında Cübbeli Ahmet hocanın şahsına ait kitapları dile getirdiğini Rûh’ul-Furkan tefsirini reddiyenin hedefi olarak zikretmediğini anlamak zor değil. Fakat Cübbeli Ahmet hoca çarpıtma yapmak yoluyla kendisini aradan sıyırarak bizleri Efendi Hazretlerine, Allah dostlarına ve Rûh’ul-Furkan tefsirine (hâşâ) karşıymış gibi göstermeye çalıştılar.

Evet, İrfan hoca telefon konuşmasına Rûh’ul-Furkan tefsirini katmasaydı elbette daha iyi olurdu. Fakat o meselenin de tafsilatına iner ve Beyzavî derslerinin birincisini de açacak olursak Cübbeli Ahmet hocanın daha fazla mahcup olması işten bile değildir. Zaten üstüne basa basa ‘Sakın onu dinlemeyin. Hakkımı haram ederim.’ demesi (zımnen) haksız olduğunu itiraf etmek değil midir? Haramı helal yapma meselesinde de hem yazılan hem (özellikle birinci Beyzavî dersinde) söyleneni Cübbeli Ahmet hocanın itibar ettiği Seyyid İbrahim Ahsâî, Muhammed Avvame gibi âlimlere arzetsek acaba ne cevap alırız? Gerçi Cübbeli hocanın kime, neye göre itibar ettiği, ne zaman itibarını geri çekip aleyhine lisan kılıcını sıyıracağını malesef bilemiyoruz.

İmam Buharî gibi koca hadis âlimlerinin isimlerini zikredip onların şanını düşürmeye kalkmasına rağmen (sika-kezzap, sadûk-kâzip meselesinde) kendisi eleştirildiğinde feveran ederek sesini yükseltmesi bir suçluluk psikolojisinin işareti değil midir? Sadece ilmi reddiye ve ikaz yapılmışken o reddiyeye cevap vermek yerine alakasız meseleleri “Albayrağın adamları” tavrıyla katıp karıştırması ilim adamına yakışıyor mu? 

Aramızda hiç kimse “lâ yuhti velâ yüs'el” (hata etmez, sual olunmaz) değildir. Hepimiz haddimizi bilmeliyiz. 

Cemaat Bölünüyor mu?

İnsanın olduğu her yerde görüş ayrılıkları, ihtilaflar ve anlaşmazlıklar mutlaka olagelmiştir. Cihanın görüp-görebileceği en hayırlı asır olan asr-ı seadette bile ashab-ı kiram arasında ihtilaflar olmuştur. Gerçi onların ihtilafı hakkı aramak ve sırf Allah’ın rızasını kazanmak içindi. Bizim ihtilaflarımız ise çoğu kere nefisten kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla her ihtilafı bölünmek olarak değerlendirmek doğru değildir. Şeyhimiz sapa sağlam başımızda ve o varken kimse şeyhlik iddiasında değilken (?) bölünmekten bahsetmek abesle iştigal olmaz mı?

Hulasa 

Her şeye rağmen, Efendi hazretlerimizin hizmetinde olduğumuz şu on senedir bize karşı ilk defa olduğu gibi göründüğü için Cübbeli Ahmet hocaya teşekkür ediyorum.
 


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.