MarifetHaber
banner79

Rasul Bölükbaşı Hocaefendi yazdı; Şeriatsız meşruiyyet iddia edenlerin hezeyanı

Rasul Bölükbaşı Hocaefendi Marifet Dergisi'nin 52. sayısında kendisine ayrılan köşede 'Şeriatsız meşruiyyet iddia edenlerin hezeyanı'nı yazdı.

Rasul Bölükbaşı Hocaefendi yazdı; Şeriatsız meşruiyyet iddia edenlerin hezeyanı

İşte Rasul Bölükbaşı Hocaefendi'nin o yazısının tamamı;

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

“Meşru” ve “gayri meşru” kavramları; şer’i ve dinî kavramlardır. Meşru demek; Şer’i Şerif’in caiz ve lüzumlu gördüğü şeylerdir. Gayri meşru ise; şeriat ve dinin caiz görmediği şeylerdir. Bu hususu biraz daha açacak olursak şöyle izah edebiliriz;

Malum olduğu vecih üzere Edille-i Şer’iyye yani dinî deliller dörttür. Bunlar Kitap, Sünnet, İcma ki, bu üçünün biri ile sabit olan hükme, şartlarına uygun bir şekilde, bir başka hükmün kıyaslanması vardır, buna da “Kıyas” denilmektedir.

Edille-i Şer-iyye’den olan Kitap, Sünnet ve İcma bizatihi hükmü ispat eden, meşru kılan asıl delillerdir. Dördüncü delil olan kıyas ise üç delilin biri ile sabit olan bir hükme İllet-i Câmiası (Ortak İlletiyle) feri olan bir başka hükmü, asıl olana kıyasla izhar etmektir.

Buna göre Kıyas, müsbit (ispat eden) değil, muzhir (izhar eden)dir. İşte Meşruiyet, meşru veya gayri- meşru kavramları buna göre değerlendirilmelidir. Bu dört delilin birinin cevaz verdiği şey meşru, bu dört delilin birinin uygun görmediği, tasvip etmediği şeyler de gayri-meşrudur. Hâl böyle iken günümüzde bu hususta kavram kargaşası yaşanmaktadır. Bir hususun yasal veya yasadışı olması başka şey, onun meşru veya gayri-meşru olması daha başka bir şeydir. Bir şey veya bir husus yasal olabilir ama bu, onun
dinde meşru olması anlamına gelmez.

Örneğin içki içmek, içirmek, müessesesini açmak yasaldır. Yasalar buna engel değildir. Ama dinen içki içmek, gayri-meşru ve haramdır.

يَآ اَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا اِنَّمَا الْخَمْرُ وَالْمَيْسِرُ

وَالَْنْصَابُ وَالَْزْلَمُ رِجْسٌ مِنْ عَمَلِ الشَّيْطَانِ
فَاجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ

“Ey iman edenler! İçki, kumar, dikili taşlar (putlar) ve fal okları şeytan işi birer pisliktir. Bunlardan kaçının ki, kurtuluşa eresiniz.”
(Mâide Suresi 90)

Öyle ise içkinin yasal olması, dinde haram olmasını ortadan kaldırmadığı gibi, haram olma derecesini de hafifletmez. Kezâ faiz almak, vermek, faiz parasını yemek veya kullanmak
gayri meşrudur. Ve dinimizde bu katiyen haramdır. Bunun yasal olması, buna yasaların müsaade etmiş olması haram oluşunu kaldırmaz ve haram olmasının şiddetini de azaltmaz. Bazılarının iddia ettiği gibi yasal faiz, yasadışı faiz olabilir ama meşru faiz ve gayri meşru faiz, veya helal faiz haram faiz diye iki kısma ayrılamaz. Zira faizin her çeşidinin haram olduğu şu ayet ile sabittir.

اَلَّذ۪ينَ يَأْكُلُونَ الرِّبٰوا لَ يَقُومُونَ اِلَّ كَمَا يَقُومُ
الَّذ۪ي يَتَخَبَّطُهُ الشَّيْطَانُ مِنَ الْمَسِّۜ ذٰلِكَ بِاَنَّهُمْ
قَالُوٓا اِنَّمَا الْبَيْعُ مِثْلُ الرِّبٰواۢ وَاَحَلَّ الّٰلُ الْبَيْعَ
وَحَرَّمَ الرِّبٰواۜ فَمَنْ جَٓاءَهُ مَوْعِظَةٌ مِنْ رَبِّه۪ فَانْتَهٰى
فَلَهُ مَا سَلَفَۜ وَاَمْرُهُ اِلَى الّٰلِۜ وَمَنْ عَادَ فَاُو۬لٰئِٓكَ
اَصْحَابُ النَّارِۚ هُمْ ف۪يهَا خَالِدُونَ )275( يَمْحَقُ الٰلُّ
الرِّبٰوا وَيُرْبِي الصَّدَقَاتِۜ وَالّٰلُ لَ يُحِبُّ كُلَّ كَفَّارٍ
اَث۪يمٍ

اِنَّ الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ
وَاَقَامُوا الصَّلٰوةَ وَاٰتَوُا الزَّكٰوةَ لَهُمْ اَجْرُهُمْ عِنْدَ
رَبِّهِمْۚ وَلَ خَوْفٌ عَليَْهِمْ وَلَ هُمْ يحَْزَنوُنَ )277( يآَ ايَّهَُا
الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اتَّقُوا الّٰلَ وَذَرُوا مَا بَقِيَ مِنَ الرِّبٰوٓا
انِْ كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ )278( فَاِنْ لمَْ تفَْعَلوُا فَأذَْنوُا بحَِرْبٍ
مِنَ اللّٰ وَرَسُولهِ۪ۚ وَانِْ تبُْتُمْ فَلكَُمْ
رُؤُ۫سُ اَمْوَالِكُمْۚ لَ تَظْلِمُونَ وَلَ
تُظْلَمُونَ

275- “Faiz yiyen kimseler, şeytan çarpmı kimsenin kalktığı gibi kalkarlar. Bu, onların: “Ticaret, tıpkı faiz gibidir.” demeleri yüzündendir. Oysa Allah, ticareti helal, faizi haram etti. Bundan böyle her kim Rabbi tarafından kendisine bir öğüt gelir de faizden vazgeçerse, artık geçmişte aldığı onundur ve hakkındaki kararı Allah verecektir. Her kim de döner, yeniden faiz alırsa, işte onlar cehennemin sakinleridirler, hep orada kalacaklardır.

276- Allah faizi mahveder, oysa sadakaları bereketlendirir. Allah günahta ve inkârda direnen hiç kimseyi sevmez.

277- Şüphesiz iman edip salih ameller işleyen, namazı dosdoğru kılan ve zekatı verenlerin mükafatları Rableri katındadır. Onlara korku yoktur. Onlar mahzun da olmayacaklardır.

278- Ey iman edenler, Allah’tan korkun ve eğer gerçek inananlar iseniz faiz hesabından kalan miktarı almaktan vazgeçin.

279- Eğer böyle yapmazsanız, o halde Allah ve O’nun elçisi tarafından bir savaş açılacağını bilin. Eğer tövbe ederseniz, anaparanız sizindir. Ne haksızlık etmiş, ne de haksızlığa uğramış olursunuz.” (Bakara Suresi:, 275-279)

Bir üçüncü örnek verecek olursak, nesep yakınlığı ile yakın akraba olan kişiler arasında evlenmek haram olduğu gibi raza’ (süt içmek) sureti ile birbirine yakın olan akraba (süt anne, süt kardeş, süt hala, süt teyze, süt yeğen) arasında da aynı derecede haram olduğu Kur’an-ı Kerim’de aynı sayfada beyan edilmektedir. Böyle bir evlilik olması takdirinde gay ri meşru iş ve haram işlenmiş olur. Buna günümüzün örf-adet ve yasaları cevaz verse de bunlar dinde caiz ve meşru değildir. Ayrıca sıhriyyet yoluyla akraba olan kimseler arasında da evlilik caiz değil, haram ve gayri meşrudur. Örneğin kayınvalide, kayınpeder, üvey evlat, yani kocasının oğlu veya hanımının kızı, kezâ babasının hanımı, üvey anne dediğimiz kişi veya evladının hanımı, gelin diye tabir edilen kişi haramdır. Bunlara hangi örf veya yasa müsaade etse de meşru olamaz. Bu husus Kuran-ı Kerim’de,

حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ اُمَّهَاتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ
وَعَمَّاتُكُمْ وَخَالَتُكُمْ وَبَنَاتُ الَْخِ وَبَنَاتُ
الُْخْتِ وَاُمَّهَاتُكُمُ الّٰت۪ٓي اَرْضَعْنَكُمْ وَاَخَوَاتُكُمْ
مِنَ الرَّضَاعَةِ وَاُمَّهَاتُ نِسَٓائِكُمْ وَرَبَآئِبُكُمُ الّٰت۪ي
ف۪ي حُجُورِكُمْ مِنْ نِسَٓائِكُمُ الّٰت۪ي دَخَلْتُمْ بِهِنَّۘ فَاِنْ
لمَْ تكَُونوُا دَخَلْتُمْ بهِِنَّ فلََ جُنَاحَ عَليَْكُمْۘ وَحَلَٓئلُِ
اَبْنَآئِكُمُ الَّذ۪ينَ مِنْ اَصْلَبِكُمْۙ وَاَنْ تَجْمَعُوا بَيْنَ
الُْخْتَيْنِ اِلَّ مَا قَدْ سَلَفَۜ اِنَّ الّٰلَ كَانَ غَفُوراً
رَح۪يمًا

“Size şunları nikahlamak haram kılındı: Anneleriniz, kızlarınız, kız kardeşleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, erkek ve kız kardeşlerinizin kızları, sizi emziren sütanneleriniz, süt kız kardeşleriniz ve karılarınızın anneleri ve kendileri ile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan olan ve evlerinizde bulunan üvey kızlarınız. Eğer üvey kızlarınızın anneleri ile zifafa girmemişseniz onlarla evlenmenizde size bir günah yoktur. Sulbünüzden gelen (öz) oğullarınızın hanımları ile evlenmeniz ve iki kız kardeşi birlikte nikâhlamanız da haramdır. Ancak cahiliyet devrinde geçen geçmiştir. Şüphesiz ki Allah gafur (çok bağışlayıcı) ve çok merhamet edicidir.” (Nisâ Suresi: 23)

Ayeti ile açıkça ifade edilmektedir. Burada ifadesini bulan hükümler meşru, bunun dışındakiler ise gayri meşrudur. Günümüz insanı yukarıda zikrettiğimiz gibi meşruiyet kargaşası
içinde yaşamaktadır. Bu yüzden birçok harama meşru, birçok mubah, sünnet hatta farz olan hususlara gayri meşru diyebiliyor. Velhasıl; dinde meşru ve gayri meşru kılma hakkı yalnız ve yalnız Şâri’i Mutlak olan yüce Allah’a aittir. Yüce Rabbimizin meşru gördüğünü gayri meşru veya gayri meşru gördüğünü meşru görme cüretinde bulunanlar, ubudiyetini (kulluğunu) unutan ve uluhiyete (ilahlığa) soyunup kendini Allah’a eş koşan kimselerdir.

Bunlar, bazısına inandıkları Kur’an ayetlerinin gereği olarak namazlarını kılsalar, oruçlarını tutsalar, haclarını da yapsalar, bu bozuk itikat onlarda var olduğu sürece kendilerini şirkten kurtaramazlar. Nitekim Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyrulmuştur;

اَفَرَاَيْتَ مَنِ اتَّخَذَ اِلٰهَهُ هَوٰيهُ وَاَضَلَّهُ الٰلُّ عَلٰى
عِلْمٍ وَخَتَمَ عَلٰى سَمْعِه۪ وَقَلْبِه۪ وَجَعَلَ عَلٰى بَصَرِه۪
غِشَاوَةًۜ فَمَنْ يَهْد۪يهِ مِنْ بَعْدِ الّٰلِۜ اَفَلَ تَذَكَّرُونَ )23(

“Hevâ ve hevesini kendine ilâh edinen, Allah’ın kendi ilmi dâhilinde saptırdığı, kulağını ve kalbini mühürleyip gözüne perde çektiği kimseyi görüyor musun? Şimdi onu Allah’tan başka kim hidayete erdirebilir? Hala düşünmez misiniz?” (Câsiye Suresi: 23)

Görülüyor ki Allah’ın beyanından sonra, kulunun o beyanın hilafında beyanda bulunmaya veya beyanın hilafını itikat etmeye asla hakkı yoktur. Ahzab Suresinde de beyan edildiği gibi;

وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ وَلَ مُؤْمِنَةٍ اِذَا قَضَى الّٰلُ
وَرَسُولُهُ اَمْراً اَنْ يَكُونَ لَهُمُ الْخِيَرَةُ مِنْ اَمْرِهِمْۜ
وَمَنْ يعَْصِ اللّٰ وَرَسُولهَُ فقََدْ ضَلَّ ضَلَلاً مُب۪ينا

“Bununla beraber Allah ve Rasulü bir işe hükmettiği zaman, gerek mümin bir erkek ve gerekse mümin bir kadın için, o işlerinde başka bir tercih hakkı ve muhayyerlik yoktur. Her kim de Allah ve Rasûlüne asi olursa açık bir sapıklık etmiş olur.” (Ahzâb Suresi: 36)

Görülüyor ki Allah ve Rasûlünün tercihi dışında tercih edenler, Allah ve Rasûlünün beyanının hilafına mantık yürütüp felsefe yapanlar, Allah ve Rasûlüne isyan etmek sureti ile sapıklığa düşmüş oluyorlar. Son bir örnek verecek olursak;

Bir hocaefendi herhangi bir mekânda on tane çocuğa Kur’an eğitimini yaptırsa veya Arapça fıkıh, tefsir, hadis derslerinin tedrisatını yapsa buna bile gayri meşru denebiliyor. Ruhsatsız Kur’an okutmaya, dini ilimleri öğrenmeye gayri meşru denebilecek kadar meşruiyet çizgisini kaybeden nice insanlar hatta idareciler gelip geçmiştir. Su-ekmek kadar zaruri ihtiyaç olan dini öğrenmek ve öğretmeyi meşru ve gayri meşru diye tasnif etmek ne büyük hezeyan değil mi? Böylesine hezeyanlar dünyasında yaşayan
Müslümanlara Allah yardım etsin. Âmin.

(MARİFET HABER)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
cihanyamaneren