MarifetHaber
banner79

Kerime Yıldız yazdı; Mondros'u reddeden Paşa

Marifet Dergisi yazarı Kerime Yıldız, derginin 52. sayısında, Medine müdafaası sırasında karşı karşıya geldiği İngiliz ajanı Lawrence tarafından “Çöl Kaplanı” olarak tanımlanan Fahreddin Paşa'nın İngilizlere nasıl direndiğini yazdı.

Kerime Yıldız yazdı; Mondros'u reddeden Paşa

İşte Kerime Yıldız'ın "Mondros'u reddeden Paşa" başlıklı o yazısının tamamı;

Rahman ve Rahim olan Allah'ın adıyla...

Târih 11 Ocak 1919’u gösterdiği günün sabâhında, Medine’de bir Osmanlı paşası, silah arkadaşlarının kolları arasında Ravza’ya bakarak “Ben seni bırakmadım Ya Resulallah!” diye ağlıyor; Medine halkı da buna şehâdet ediyordu.

Elli bir yaşına gelmiş ve nice savaşlar görmüş olan Medine Garnizonu Kumandanı Ömer Fahreddin Paşa, Birinci Cihân Harbi’nin fiilen bittiği 10 Ocak 1919’un ertesi günü, Medine’den böyle ayrılıyordu. İki yıl, yedi ay süren Medine Müdâfaası sona ermiş ve Osmanlı’nın son kalesi Medine de düşmüştü.

Şimdi, biraz geriye giderek 1916’da başlayan Medine Müdâfaası’na nasıl gelindiğine bir bakalım. Batılı devletlerin Devlet-i Aliyye’yi “Hasta Adam” diye nitelediği 19. asırda asıl tehlike, asıl belâ içerideydi. İçerideki hâinlerin ihâneti, küffârın saldırısından beterdi. Pâdişâh öldürmek, saray basmak sıradan bir işti artık. “Hasta Adam” ne zaman kıpırdasa yeni bir ihânet devreye giriyordu.

Batılıların “ıslâhât” diye dayattığı yenilikler ise devletin bitişine hizmet ediyordu. Bu hâli iyi teşhis eden 2. Abdülhamid Hân, azınlıkların Meclis’deki çoğunluğunu farkedince, ilk iş olarak meşrûtiyeti askıya aldı ve Meclis-i Mebûsân’ı kapattı. Otuz üç yıl, hem içeriye hem dışarıya direnerek devleti ayakta tutan Gök Sultan, sâdece azınlıklara değil, Arap milliyetçilerine de geçit vermedi.

İngilizlerin oyununa gelme kaabiliyetini farkettiği Hâşimî lideri Hüseyin b. Ali’yi İstanbul’a dâvet ederek göz hapsinde tuttu. Nihâyet, 1908 senesinde, hâinler ve gâfiller elele verip Meşrutiyet’i îlân ettirdikten sonra, Sultan’ı tahtından indirerek memleketin paramparça olmasının yolunu açtılar. İttihâtçıların serbest bıraktığı Hüseyin de Mekke Şerifi oldu ve Abdülhamid Han’ı yanıltmayarak İngilizlere yanaşıp Osmanlı’ya isyân etti.

O Osmanlı ki en kudretli zamanında, kendisine “Hâdimü’l-Haremeyn” demişti. O Osmanlı ki en batılı görünen pâdişâhı Abdülmecid Han bile Medine’den gönderilen mektûp okunurken hasta yatağından doğrulacak kadar Peygamber diyârına hürmet ederdi.

Balkanların acısı daha dinmemişken; binler, yüzbinler değil, milyonlarca Müslüman, cephede ve geri dönüş yolunda kırılırken; Cihân Harbi’nde İngilizlerin vaatlerine kapılan Mekke Emiri Şerif Hüseyin, gönüllü toplama bahânesiyle isyân hazırlığına başladı. İsyânın zamanlaması çok isâbetliydi. Bir ay evvel, 29 Nisan 1916’da, İngiliz târihçisi James Morris’in “Britanya askerî târihindeki en aşağılık şartlı teslim” olarak tanımladığı Kutü’l-Amare yenilgisi, İngiliz basınında ve kamuoyunda çok büyük bir infiâl uyandırdı. Bunun üzerine İngilizler, hemen Şerif Hüseyin’i devreye soktular. İsyân hazırlığı haberlerini alan Cemal Paşa, 4. Ordu Kumandan Vekili olarak Suriye’de bulunan Fahreddin Paşa’yı, meseleyi tedkik etmesi için Medine’ye gönderdi. Güyâ Osmanlı’ya yardım için Medine’de bulunan Şerif Hüseyin’in oğulları Faysal ve Ali, bir akşam Medine Muhâfızı Basri Paşa ve Fahreddin Paşa’yı yemeğe dâvet ettiler. Amaçları bu yemekte ikisini de ele geçirip Medine’yi teslim almaktı. İhtiyâten, sâdece Fahreddin Paşa gidince, plan suya düştü. Bunun üzerine, Mekke’ye giderek babalarıyla birlikte isyân ettiler. Fahreddin Paşa, Hicaz Kuvve-i Seferiyye Kumandanı olarak tâyin edildi. Âsîleri püskürttüyse de Kanal Harekâtı yüzünden yardım gelmeyince Mekke’ye ilerleyemedi ve Medine’ye çekilerek müdâfaada kaldı. Paşa, ileride olacakları tahmin etmiş olmalı ki henüz demiryolu güvenliyken Medine’deki kutsal emânetleri İstanbul’a gönderdi.

İki buçuk yıl süren Medine Müdâfaası çok zor şartlarda devâm etti. İsyândan sonra bölgeye gelen İngiliz câsusu Lawrens’in demiryoluna verdiği zarâr yüzünden, Medine’nin dışarı ile bağlantısı kesildi. Çölün ortasında bir başına kalan Fahreddin Paşa, “Takdir-i ilâhî, rızâ-yı Peygamberî ve irâde-i pâdişâhî vukû bulmadan teslim olmam.” karârındaydı. Açlık ve hastalıkla boğuşan askerler yeterince beslenemeyince İspanyol gribi ortaya çıktı. Bunun üzerine Paşa, et ihtiyâcına çözüm olarak, askerlerine çekirge yemeyi öğretti. Lawrence’in “Çöl Kaplanı” adını verdiği Fahreddin Paşa, bir an bile dirâyetini kaybetmedi. On dört asır evvel, Medine’yi korumak için karnına taş bağlayarak ayakta duran Peygamberin gölgesinde olmanın gücünü hissediyordu.

30 Ekim 1918’de imzâlanan Mondros Mütârekesi’nin 16. maddesi lüzûmunca en yakın bağlaşık birliğine teslim olması istenen Fahreddin Paşa, bunu kabûl etmeyerek Medine’yi teslim etmedi. Yiyecek ve ilaç sıkıntısı askerleri perişân etmişti. Teslim olmaktansa, Peygamberimizin kabrine nâ-mahrem eli değmesindense kendisini ve Mehmetçiklerini Ravza ile birlikte havaya uçurmayı göze almıştı. Bu arada, Paşa sâyesinde, Mehmetçik kelimesi, ilk defâ resmi yazışmaya girmişti.

Paşa’nın bu direnişinden tedirgin olan İngiliz hâriciyesi, Osmanlı Hükûmeti’ne, Paşa’yı iknâ etmesi için çok baskı yaptı. Hattâ, topları İstanbul’a çevirmekle tehdit etti. İngilizlerin telâşı boşuna değildi. Fahreddin Paşa’nın, fikren karşı olsa da İbn-i Suud’la bağlantı kurup yardım almasından ve başlarına belâ olmasından endişeliydiler. Çanakkale’de, Kutü’l-Amare’de ve Bakü’de hezîmete uğramalarına rağmen Osmanlı’yı mütârekeye mecbûr eden İngilizler, Şerif Hüseyin’in isyânı ve Lawrence’in faaliyetleri sâyesinde bölgede ele geçirdikleri gücü kaybetmek istemiyorlardı.

İstanbul’dan gönderilen emirleri ve habercileri askerden uzak tutarak müdâfaaya devâm eden Fahreddin Paşa, irâde-i seniyye geldiğinde de teslim olmadı. Pâdişâhın böyle bir şeye râzı olmayacağına inandığı için irâdenin İngilizlerin baskısı ile yazıldığından emindi. Ama, bu sırada kurmaylarından Emin Bey’in askerleri ile teslim olmasıyla yıkıldı. Arkasından bir fire daha verince direnme gücü kalmadı. 10 Ocak günü, teslimiyeti kabûl etmiş görünerek Hazreti Peygamber ile vedâlaşmak için Ravza-yı Mutahhara’ya gitti. Duâ edip hâlini arzettikten sonra, teslim olmayıp oradaki bir medrese odasına sığındı. Geceyi yalnız geçirdi. Ertesi gün, kendisini iknâya gelen subaylar, teslimi kabûl etmeyen Paşa’ya hep berâber sarılarak zorla teslim aldılar. Onlar için de kolay olmayan bu manzarayı anlatacak kelime yoktu. Efendimiz de askerimiz de Medineliler de Fahreddin Paşa’nın Ravza’yı kendi isteğiyle bırakmadığına şâhitti. Kılıcını, düşmana değil, Ravza’ya teslim etmişti.

Sâdece Paşa’nın değil, Türk askerlerinin hazin vedâsı da Medine halkını ağlatmış; isyâncılar bile duygulanmıştı. Ayakta zor duran, bir kısmı yaralı ve sakat askerler, birbirlerine tutuna tutuna, Ravza’nın parmaklıklarına yüz sürüp ağlayarak Peygamberimize vedâ ettiler.

Tutuklanan Fahreddin Paşa, önce Mısır’a; sonra, Malta’ya sürgün edildi.

Ömer Fahreddin Paşa Kimdir?

1868’de Rusçuk’ta doğdu. 93 Harbi’nden sonra âilesiyle birlikte İstanbul’a yerleşti. Mekteb-i Harbiye-i Şâhâne’yi birincilikle bitirdi. Erkân-ı Harbiye Mektebi’ni bitirdikten sonra 1891’de kurmay Yüzbaşı rütbesiyle göreve başladı. Balkan Savaşı’na katıldı. I. Dünya Savaşı başladığında 4. Orduya bağlı 12. Kolordu komutanı olarak Musul’da bulunuyordu. 1915’te 4. Ordu komutan vekilliğine getirildi. Bu bölgede iken hem tehcire tabi tutulan Ermenilerin yerleştirmesiyle uğraştı, hem de Urfa, Zeytun, Musadağı ve Haçin Ermeni isyanlarını bastırdı.

1916’da 4. Ordu komutanı Cemal Paşa tarafından Medine’ye gönderilerek Hicaz Kuvve-i Seferiyyesi Komutanlığı’na atandı. Medine Müdâfaası’ndan sonra, savaş esiri olarak önce 27 Ocak 1919’da Mısır’a daha sonra da 5 Ağustos 1919’da Malta’ya sürgün edildi. Ölüme mahkûm edildi. Ankara Hükmeti’nin gayretleriyle 8 Nisan 1921’de Malta’dan kurtulduktan sonra Eylül 1921’de Millî Mücâdele’ye katılmak üzere Ankara’ya geldi. 9 Kasım 1921’de TBMM tarafından Kabil Büyükelçiliği’ne ta’yin edildi. Soyadı kânûnuyla Türkkan soyadını aldı. 1936’da ferik korgeneral rütbesiyle emekli oldu. 22 Kasım 1948’de bir tren yolculuğu sırasında, Eskişehir yakınlarında kalp krizi geçirerek vefât etti. Kabri, Âşiyân’dadır. Mekânı cennet olsun. Rabbimiz (Celle Celâlühû) onu, dünyada civarında bulunmayı nasib ettiği Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'e ahirette de komşu eylesin.

(MARİFET HABER)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
cihanyamaneren