MarifetHaber
banner79

Kabir azabı hakkında ehl-i sünnetin akidesi

Rasul Bölükbaşı Hocaefendi, Marifet Dergisi'nin 50. sayısında kabir azabıyla ilgili bir yazı kaleme aldı. Bölükbaşı, "Ehl-i sünnet akaidine göre kabir azabı ve kabir nimeti haktır" dedi.

Kabir azabı hakkında ehl-i sünnetin akidesi

"Kabir azabı hak olduğu gibi kabirde nimetlenmek de haktır" diyen Rasul Bölükbaşı Hocaefendi, ancak kabir ehlinin çoğu, kafirler ve asilerden oluştuğu için daha çok kabrin azabından bahsedildiğini belirtti. 

KABİR AZABINI REDDETMEYİ KENDİLERİ İÇİN BİR HÜNER ZANNEDİYORLAR

Mümin Sûresi'nin 46'ıncı ayetini hatırlatan Rasul Bölükbaşı Hocaefendi,  "Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, cehenneme girmeden önce sabah akşam kendilerine ateş arz olunacaktır ki bu da, ancak kabirde olacaktır. Bu azabtan sonra girdirilmeleri emrolunacak olan azab ise kıyametten ve insanların mahşer meydanında muhasebeye çekilmelerinden sonra olacağı anlaşılmaktadır. Hal bu iken kendilerinin fıkhi sahada müçtehid olduklarını iddia edip şimdilerde de itikadi sahada mütefekkir olduklarını zan eden bazı kimseler, kabir azabını inkar edebiliyorlar. Böylece itikada müteallık olan meselelerde bile reform niteliğinde iddialar ortaya atabiliyorlar. Bin dört yüz seneden bu yana bütün ulema tarafından kabul edilmiş olan kabir azabını reddetmeyi kendileri için bir hüner zannediyorlar" ifadelerini kullandı. Rasul Bölükbaşı Hocaefendi şöyle devam etti:

PEYGAMBER EFENDİMİZ'İN MÜBAREK SÖZLERİNİ REDDEDİYORLAR
 
"Bunlar, iddialarında; 'Hiç ölüye azab edilmesi mümkün olabilir mi?' şeklindeki inançları ile akl-ı evvel olduklarını düşünüyorlar. Demek ki bunlar, insanı sadece fiziki bir varlık olarak görüyor olacaklar ki, insanın ancak ruhuyla insan olduğunu hiç akledemiyorlar. Bir yandan vücüdumuzda var olan binlerce hücrelerin hayat sürdürdüğünü kabul ederken diğer yandan ölen bir kişinin her şeyinin bitip tükendiğini düşünüyorlar. 'Kabir azabının var olduğuna dair Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘in bir sürü mübarek sözlerini reddetmiş olduklarının farkında değiller mi?' diye insan merak ediyor. Yoksa Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabir ve kabir azabıyla alakalı hiçbir şey söylememiş, bu hususta hiçbir beyanatı olmadığını mı kabul ediyorlar, anlamak çok zor."

BUNU BİR DİN ALİMİNİN AĞZINDAN DUYMAK ŞAŞIRTIYOR

"Şimdi izan ve insafla düşünecek olursak zikri geçen ayet ve bunca hadis-i şeriflere rağmen 'kabir azabı yoktur' deme cüretini göstermek çok garip değil mi? Hele hele bu iddiayı bir din aliminin ağzından duymak veya kaleminden okumak doğrusu bizi şaşırtıyor. Yüce Peygamberimiz(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘e isnad edilen bu sözler, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iftira mıdır?İmam-ı Buhâri, Ebâ Dâvud, Nesâî ve Kütüb-i Sitte’den rivayet edilen bunca hadis-i şeriflerin uydurma olduğunu söyleyebilmek ne hazin bir cüret eseridir. Bir edebi dahi terk etmekten sakınan, sünnete bağlı, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in söylemediği bir sözü “söyledi” demenin ne büyük mesuliyet olduğunun idraki içinde olan, bir hadisin sıhhatini araştırmak için senelerce diyar diyar dolaşan bu nezih, mutteki hadis imamlarına “müfteri” demek hangi insafla bağdaşır. İnanıyorum ki “kabir azabı yoktur” diyenler bile Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘in ashabına, kabir azabının hak olduğunu söylediğine emindirler. Zira bunca ashabıve hadis imamlarının müfteri olabileceklerine ihtimal vermezler. Hal böyleyken kabir azabını ve kabir hayatını inkar etmeleri kanaatimizce kendilerini bilimselliğe kaptırmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Herhalde şunu söylemek istiyorlar; 'Evet, bu hususta böyle beyanatlar vardır ama bu aklen mümkün olmadığına göre peygamber de söylese böyle bir azabın var olacağını düşünemeyiz. Peygamber, ümmetini yanlışlıklardan, hatalardan caydırmak için söylemiş olabileceğini' mi söylemek istiyorlar?"

BU PEYGAMBERİ VE PEYGAMBERLİĞİ İNKARDIR

Eğer Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabir azabının hak olduğuna inanmadığı halde, ümmetini korkutup kötülüklerden caydırmak için söylemiş olabileceğini iddia ediyorlarsa, o takdirde peygamberler hakkında vacip olan “sıdk-emanet-tebliğ-risalet” gibi sıfatları inkar ediyorlar demektir. Bu ise peygamberi ve peygamberliği inkardır. Haşa bu, aynı zamanda Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i, “olmayanı var gösteren biri” olarak düşünmek olur ki, bu düşüncede olanların ümmet olup olmadıkları tartışılır.

SİZ BU İLHAMI KİMDEN ALIYORSUNUZ?
 
"Eğer bu hadis-i şeriflerin peygamber tarafından söylenmediğini iddia ediyorlarsa, o takdirde kabir azabıyla alakalı bunca hadis-i şerifi rivayet eden sahabe ve ravileri müfteri ilan ediyorlar ki, buda kanaatimizce büyük bir cinayettir. Zira siz, bu kadar kuvvetli senedi olan hadis-i şerifleri uydurma, bunları rivayet edenlerin ise müfteri olduklarını düşünüyorsanız, o takdirde dinimizin temeline dinamit koyuyorsunuz demektir.Çünkü yüce dinimizin birçok ahkamı hiç şüphesiz sünnete ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Hayretimizi mucib olan bir başka husus da şudur ki, Peygamberimize muasır olan sahabenin gece-gündüz beraber oldukları Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ağzından çıkan sözlerin ne manaya geldiğini anlamadıkları, buna mukabil 1400 küsür sene sonra dünyaya gelen bu zavallı kişilerin peygamberi ve onun bıraktığı sünneti daha iyi anladıklarını iddia etmeleridir. Bunlara sormak lazım; “Kabir azabının olmadığına dair sizin delilleriniz nedir? Siz bu ilhamı kimden alıyorsunuz? Yoksa peygamberimizi rüyanızda görüp ona soruyorsunuz da işin gerçeğini öğrenmiş mi oluyorsunuz?” Artık bu bozuk itikadınızdan vaz geçin! Evet kabir azabı vardır ve haktır! Buna dair ayet de hadis-i şerifler devardır. Maneviyattan yoksun olan bazı kimseler bunu belkide tasdik etmeyecekler. Onlara şu uyarıyı yapmayı kendimize vazife addediyoruz. “Bu iddiada bulunanlar! Yaşınız itibariyle ömrünüzün çoğu gitti, azı kaldı. Kısa bir müddet sonra kabir azabını ayne’l-yakin gördüğünüzde anlayıp tasdik edeceksiniz. Bazıları nimeti tadarak, bazıları da azabı görerek tasdik edecektir."

Rasul Bölükbaşı Hocaefendi'nin Marifet Dergisi'nde yer alan o yazısının tamamı şöyle;

Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla...

Ehl-i sünnet akaidine göre kabir azabı ve kabir nimeti haktır. Bu hususta ehl-i sünnet akaidinde aynen şu ibare yer almaktadır;

​وَعَذَابُ الْقَبْرِ لِلْكُفَّارِ وَلِبَعْضِ عُصَاةِ

الْمُؤْمِنِينَ , وَتَنْعِيمُ أَهْلِ الطَّاعَةِ فِى الْقَبْرِ حَقٌّ


“Ehl-i küfrün tamamına, müminlerden ise âsi olup (af edilmeyenlere) kabir azabı, ehl-i taate ise kabir nimeti haktır.” Buna dair Kur’an’da ve sünnette nas vardır. Kabir azabı hak olduğu gibi kabirde nimetlenmek de haktır.

Ancak kabir ehlinin çoğu, kafirler ve asilerden oluştuğu için daha çok kabrin azabından bahsedilmektedir. Yüce Peygamberimizin; الَْقَبْرُ إمَّا رَوْضَةٌ مِنْ رِياَضِ الْجَنَّةِ وَإمَّا حُفْرَةٌ مِنْ حُفَرِ النِّيرَانِ

“Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, yada cehennem çukurlarından bir çukurdur.” (Tirmizî, Zühd, 5) mealindeki sözü de bunu arz etmektedir. Mümin-kâfir, ya da münafık, ruhunu (son nefesini) Allah’a teslim edince; ya cennet bahçesi mesabesindeki bir mekânda veya cehennem çukuru denilebilecek bir azaptadır. Eğer mü’min, müvehhid ve muti’ ise cennet bahçesinden cenneti seyretmekte, kafir, münafık yada af edilmeyen mücrim ve asi bir kişi ise endişe, korku, dehşet ve azab içerisinde cehennemi izler. Bu hususa dair birçok hadis-i şerifleri sıralamak mümkündür. Hatta bütün müfessirlerce kabir azabına işaret eden şu ayet-i celile, bu hususa delil olarak gösterilmiştir:

اَلنَّارُ يُعْرَضُونَ عَلَيْهَا غُدُوًّا

وَعَشِيًّا وَيَوْمَ تَقُومُ السَّاعَةُ أَدْخِلُوا آلَ فِرْعَوْنَ أَشَدَّ الْعَذَابِ


“(Tattıkları bu azabların ardından kabir aleminde uğrayacakları azab ise) sabah akşam kendilerine arz edilmekte oldukları o ateş(tir). O (kıyamet) an(ı) meydana geleceği günde ise (Allah-u Teâlâ meleklerine); Firavun ehlini azabın
daha şiddetlisi
(olan cehennem ateşi) ne girdirin (buyrulacaktır).” (Mümin Sûresi 46)

Bu ayetten açıkça anlaşılıyor ki, cehenneme girmeden önce sabah akşam kendilerine ateş arz olunacaktır ki bu da, ancak kabirde olacaktır. Bu azabtan sonra girdirilmeleri emrolunacak olan azab ise kıyametten ve insanların mahşer meydanında muhasebeye çekilmelerinden sonra olacağı anlaşılmaktadır. Hal bu iken kendilerinin fıkhi sahada müçtehid olduklarını iddia edip şimdilerde de itikadi sahada mütefekkir olduklarını zan eden bazı kimseler, kabir azabını inkar edebiliyorlar. Böylece itikada müteallık olan meselelerde bile reform niteliğinde iddialar ortaya atabiliyorlar. Bin dört yüz seneden bu yana bütün ulema tarafından kabul edilmiş olan kabir azabını reddetmeyi kendileri için bir hüner zannediyorlar.

Bunlar, iddialarında; “Hiç ölüye azab edilmesi mümkün olabilir mi?” şeklindeki inançları ile akl-ı evvel olduklarını düşünüyorlar. Demek ki bunlar, insanı sadece fiziki bir varlık olarak görüyor olacaklar ki, insanın ancak ruhuyla insan olduğunu hiç akledemiyorlar. Bir yandan vücüdumuzda var olan binlerce hücrelerin hayat sürdürdüğünü kabul ederken diğer yandan ölen bir kişinin her şeyinin bitip tükendiğini düşünüyorlar.

“Kabir azabının var olduğuna dair Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘in bir sürü mübarek sözlerini reddetmiş olduklarının farkında değiller mi?” diye insan merak ediyor. Yoksa Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabir ve kabir azabıyla alakalı hiçbir şey söylememiş, bu hususta hiçbir beyanatı olmadığını mı kabul ediyorlar, anlamak çok zor.

Kütüb-i Sitte’den beşinin rivayet ettiği şu hadis-i şerife bir bakalım ki Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de bunlar gibi mi düşünüyor?

عن انس رضى الله عنه عن النبي صلى
الله عليه وسلم قال:العَبْدُ إذَا وُضِعَ فِي قَبْرهِ
وَتَولَّى وَذَهَبَ أَصْحَابُهُ، حَتَّى إنَّهُ لَيَسْمَعُ قَرْعَ
نِعَالِهمْ، أَتَاهُ مَلَكَانِ فَأَقْعَدَاهُ فَيَقُولاَنِ لَهُ: مَا كُنْتَ
تَقُولُ فِي هَذَا الرَّجُلِ محمَّدٍ صلَّى الَّلُ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
؟ فَيَقُولُ: أَشْهَدُ أنَّهُ عَبْدُ الَّلِ وَرَسُولُهُ، فَيُقَالُ: اُنْظُرْ
إلَى مَقْعَدِكَ فِي النَّارِ أَبْدَلَكَ الَّلُ بِهِ مَقْعَدًا مِنَ
الْجَنَّةِ.قَالَ النَّبِيُّ صلى الله عليه وسلم: فَيَرَاهُمَا
جَمِيعًا، وَأَمَّا الْكَافِرُ أوْ الْمُنَافِقُ فَيَقولُ: لاَ أَدْرِي،
كُنْتُ أَقُولُ مَا يَقُولُ النَّاسُ. فَيُقَالُ: لاَ دَرَيْتَ
وَلاَ تَلَيْتَ، ثُمَّ يُضْرَبُ بِمِطْرَقَةٍ مِنْ حَدِيدٍ ضَرْبَةً
بَيْنَ أُذُنَيْهِ فَيَصِيحُ صَيْحَةً يَسْمَعُهَا مَنْ يَلِيهِ إلاَّ
الثَّقَلَيْنِ


Enes (Radıyallahu Anh)‘dan rivayete göre Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz buyurdu ki; “Muhakkak kul, kabre konulduktan sonra dönenlerin ayak seslerini işittiği anda arkadaşları kabirden döndüğü vakit, kendisine iki melek gelip oturtur yahut kaldırırlar ve kendisine “Bu adam hakkında , yani Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında ne dersin?” diye sorarlar. O kimse mü’min ise “O’nun Allah’ın kulu ve rasûlü olduğuna şehadet ederim,” der. Bunun üzerine kendisine “Cehennemdeki yerine bak! Allah onu sana cennetteki bir yer ile değiştirdi,” derler. Ve mü’min, bunların (yani cehennemdeki yeri ile bunun değiştirildiği cennetteki yerin) her ikisini birden görür. Kafir ve münafıka gelince de kendisine; “Bu adam yani Muhammed (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) hakkında ne dersin?” diye sorulur. O da: “Bilmiyorum, insanların dedikleri gibi derim,” diye cevap verince kendisine: “Bilmez ve uymaz olaydın. (Yahut, ne bildin, ne de bilenlere uydun)” denilir ve iki kulağının arasına (ensesine) demirden çekiçlerle öyle bir darbe indirilir ki, insan ile cinden başka herşey onun kopardığı feryadı duyar.” (Buhari, Müslim, Ebû Dâvûd)

Esma (Radıyallahu Anhâ)‘nın rivayet ettiği bir başka hadis-i şerifte ise Hazreti Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediği rivâyet edildi;

عن اسماء رضي الله عنها قالت: ان النبي
صلى الله عليه وسلم حمد الله واثني عليه ثم
قال: مَا مِنْ شَيْءٍ لَمْ أَكُنْ أُرِيتُهُ إلَِّ رَأَيْتُهُ فِي
مَقَامِي حَتَّى الْجَنَّةُ وَالنَّارُ فَأُوحِيَ إِلَيَّ أَنَّكُمْ
تُفْتَنُونَ فِي قُبُورِكُمْ مِثْلَ أَوْ قَرِيبَ لَ أَدْرِي أَيَّ
ذَلِكَ قَالَتْ أَسْمَاءُ مِنْ فِتْنَةِ الْمَسِيحِ الدَّجَّالِ
يُقَالُ مَا عِلْمُكَ بِهَذَا الرَّجُلِ فَأَمَّا الْمُؤْمِنُ أَوْ
الْمُوقِنُ لَ أَدْرِي بِأَيِّهِمَا قَالَتْ أَسْمَاءُ فَيَقُولُ
هُوَ مُحَمَّدٌ رَسُولُ الَّلِ جَاءَنَا بِالْبَيِّنَاتِ وَالْهُدَى
فَأَجَبْنَا وَاتَّبَعْنَا هُوَ مُحَمَّدٌ ثَلَثًا فَيُقَالُ نَمْ
صَالِحًا قَدْ عَلِمْنَا إِنْ كُنْتَ لَمُوقِنًا
بِهِ وَأَمَّا الْمُنَافِقُ أَوْ الْمُرْتَابُ
لَ أدَْرِي أيََّ ذَلِكَ قَالَتْ أسَْمَاءُ فَيَقُولُ لَ أدَْرِي
سَمِعْتُ النَّاسَ يَقُولُونَ شَيْئًا فَقُلْتُهُ


Muhakkak Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Allah’a hamd-ü senâ ettikten sonra buyurdu;

“Bundan önce bana gösterilmiş olmayan hiç bir şey yoktur ki, bulunduğum yerde onu görmüş olmayayım. Hatta cennet ve cehennemi de gördüm de, bana Mesih Deccâl’in fitnesine yakın yâhut (râvi şüphe ediyor) onun fitne imtihanı gibi kabirlerinizde bir fitne ye imtihana maruz kalacağınız vahyolundu. Orada; “Bu adam hakkında ne bilirsin?” diye sorulacak. Mümin yahutmukin, (yani inancında hiç şüphesi olmayan kimse); “O, Allah’ın Rasûlü Muhammed’dir. Bize açık âyetler ve hidayet ile geldi. Biz onun davetine koşup kendisine uyduk,”diyecek. Ve bu sözleri üç defa tekrar edince kendisine; “Salih (emniyet içinde) ol uyu, senin O’na olan kesin inancını biz muhakkak biliyorduk,” denilecek. Münafık yahut mürtab (şek ve şüphe eden kimse) ye gelince o: “Bilmiyorum, insanların bir şey dedikleriniişittim de, ben de onlar gibi demiştim,” diyecektir. (Buhârî, Müslim)

عن ابن عمر رضي الله عنهما عن النبي صلى
الله عليه وسلم قال:إِنَّ أَحَدَكُمْ إِذَا مَاتَ عُرِضَ
عَلَيْهِ مَقْعَدُهُ بِالْغَدَاةِ وَالْعَشِيِّ, إِنْ كَانَ مِنْ أهَْلِ
الْجَنَّةِ فَمِنْ أهَْلِ الْجَنَّةِ ، وَإِنْ كَانَ مِنْ أهَْلِ النَّارِ
فَمِنْ أَهْلِ النَّارِ ، فَيُقَالُ لَهُ:هَذَا مَقْعَدُكَ حَتَّى
يَبْعَثَكَ الَّلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ


İbn-i Ömer (Radıyallahu Anh)’den: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) şöyle buyurdu: “Muhakkak sizden biriniz öldüğü vakit, kendisine mekanı, yani ebediyen kalacağı yer sabah-akşam arz edilir. Cennet ehl-i ise mekamarifet 47 nı cennet, ateş ve cehennem ehl-i ise mekanı da cehennemdir. Ve kendisine “İşte Allah seni kıyametgününde yeniden diriltinceye kadar yerin burasıdır!” denilir. (Buhari, Müslim)

وللشيخين والنسائ كَانَ رَسُولُ الَّلِ صَلَّى
اللهُ عَليَْهِ وَسَلّمََ يدَْعُو وَيقَُولُ: اللّهَُمَّ إنِّيِ أعَُوذُ بِكَ
مِنْ عَذَابِ القَبْرِ، وَمِنْ عَذَابِ النَّارِ، وَمِنْ فِتْنَةِ
المَحْيَا وَالمَمَاتِ، وَمِنْ فِتْنَةِ المَسِيحِ الدَّجَّالِ

Buhâri, Müslim ve Nesâî’de şu hadis vardır: “Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); “Ya Rabbi! Muhakkak sana kabir azabından, cehennem azabından, ölüm ve hayat fitnesinden ve Mesih Deccal’in fitnesinden sığınırım!” diye dua ederdi.”

عن هانئ مولى عثمان رضي الله عنه قال:
كَانَ عُثْمَانُ إِذَا وَقَفَ عَلَى قَبْرٍ بَكَى حَتَّى يَبُلَّ
لِحْيَتَهُ، فَقِيلَ لَهُ: تُذْكَرُ الجَنَّةُ وَالنَّارُ فَلا تَبْكِي
وَتَبْكِي مِنْ هَذَا؟ فَقَالَ: إِنَّ رَسُولَ الَّلِ صَلَّى الَّلُ
عَلَيْهِ وَسَلَّمَ قَالَ إِنَّ الْقَبْرَ أَوَّلُ مَنْزِلٍ مِنْ مَنَازِلِ
الْخِرَةِ فَإِنْ نَجَا مِنْهُ فَمَا بَعْدَهُ أيَْسَرُ مِنْهُ وَإِنْ لَمْ
ينَْجُ مِنْهُ فَمَا بَعْدَهُ أشََدُّ مِنْهُ قَالَ: وَقَالَ رَسُولُ اللَِّ
صَلَّى اللَُّ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ: مَا رَأَيْتُ مَنْظَرًا قَطُّ إلَِّ
الْقَبْرُ أَفْظَعُ مِنْهُ


Osman (Radıyallahu Anh)’ın Mevlası (azatlı kölesi) Hâni (Radıyallahu Anh)’ın şöyle dediği rivayet edildi: “Osman (Radıyallahu Anh)’ın bir kabir yanında durduğu vakit, sakalı ıslanıncaya kadar ağlardı da kendisine: “Cennet ve Cehennem senin yanında anlıyor, ağlamıyorsun da, bundan mı ağlıyorsun?” denilince: “Muhakkak Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); “Kabir, ahiret yolundaki konaklarınilkidir, eğer bir kimse ondan kurtulursa, ondan sonraki konaktan kurtulmak bundan daha kolaydır. Kurtulamazsa, sonraki evvelkinden daha şiddetlidir!” buyurdu, dedi ve Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem); “Hiçbir zaman kabirden daha şiddetli bir manzara görmedim.” buyurdu, diyeilave etti. (Tirmizî, İbn-i Mâce)

عَنْ أَنَسٍ أَنَّ النَّبِيَّ صَلَّى ا للَُّ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ
سَمِعَ صَوْتًا مِنْ قَبْرٍ فَقَالَ: مَتَى مَاتَ هَذَا ؟ قَالُوا
مَاتَ فِي الْجَاهِلِيَّةِ ، فَسُرَّ بِذَلِكَ وَقَالَ: لوَْلَ أنَْ لَ
تَدَافَنُوا لَدَعَوْتُ الَّلَ أَنْ يُسْمِعَكُمْ عَذَابَ الْقَبْرِ


Enes (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edildi ki Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) bir kabirden çıkan sesi işitti ve: “Bu kimse ne zaman öldü?” diye sordu. “Cahiliyette öl dü” denilince, sevindi ve: “Ölülerinizi gömmeyeceğinizden korkmasam, Allah’tan size kabir azabını işittirmesi için dua edecektim.” buyurdu. (Müslim, Nesâî)

عن عثمان بن عفان رضي الله عنه قَالَ:كَانَ
النَّبِيُّ صَلَّى اللَُّ عَلَيْهِ وَسَلَّمَ إِذَا فَرَغَ مِنْ دَفْنِ
الْمَيِّتِ وَقَفَ عَلَيْهِ فَقَالَ :اِسْتَغْفِرُوا لَِخِيكُمْ
وَسَلُوا لَهُ بِالتَّثْبِيتِ فَإِنَّهُ الْنَ يُسْأَلُ


Osman (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edildi: Peygamber (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ölünün gömme işi bittiği vakit, kabri yanında durur ve şöyle derdi: “Kardeşiniz için istiğfar edin ve Allah’ın O’nu tesbit etmesine dua edin, çünkü şimdi ona sual sorulmaktadır.” (Ebû Dâvud, Bezzar, Hakim)

Tevhidin Hakikati Rasul Bölükbaşı


أَنَّ يَهُودِيَّةً دَخَلَتْ عَلَيْهَا
فَذَكَرَتْ عَذَابَ الْقَبْرِ فَقَالَتْ لَهَا:
أَعَاذَكِ الَّلُ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ، فَسَأَلَتْ
عَائِشَةُ لِرَسُولِ الَّلِ عَنْ عَذَابِ الْقَبْرِ فَقَالَ: نَعَمْ
عَذَابُ الْقَبْرِ. قَالَتْ عَائِشَةُ: فَمَا رَأَيْتُ رَسُولَ الَّلِ
بَعْدُ صَلَّى صَلاَةً إِلاَّ تَعَوَّذَ مِنْ عَذَابِ الْقَبْرِ


“Yahudî bir kadın Âişe’nin -Allah ondan râzı olsun- yanına girmiş, kabir azabını zikretmiş ve ona şöyle demiştir: Allah seni kabir azabından korusun! Bunun üzerine Âişe -Allah ondan râzı olsun- Rasûlullah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e kabir azabı hakkında sormuş, o da şöyle buyurmuştur: “Evet kabir azabı vardır.” Âişe -Allah ondan râzı olsun- der ki: Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i o günden sonra her kıldığı namazın ardından kabir azabından Allah’a sığınmadığını görmedim.” (Buharî, Müslim, Nesâî)

Şimdi izan ve insafla düşünecek olursak yukarıda zikri geçen ayet ve bunca hadis-i şeriflere rağmen “kabir azabı yoktur” deme cüretini göstermek çok garip değil mi? Hele hele bu iddiayı bir din aliminin ağzından duymak veya kaleminden okumak doğrusu bizi şaşırtıyor. Yüce Peygamberimiz(Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘e isnad edilen bu sözler, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’e iftira mıdır?

İmam-ı Buhâri, Ebâ Dâvud, Nesâî ve Kütüb-i Sitte’den rivayet edilen bunca hadis-i şeriflerin uydurma olduğunu söyleyebilmek ne hazin bir cüret eseridir. Bir edebi dahi terk etmekten sakınan, sünnete bağlı, Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) ‘in söylemediği bir sözü “söyledi” demenin ne büyük mesuliyet olduğunun idraki içinde olan, bir hadisin sıhhatini araştırmak için senelerce diyar diyar dolaşan bu nezih, mutteki hadis imamlarına “müfteri” demek hangi insafla bağdaşır. İnanıyorum ki “kabir azabı yoktur” diyenler bile Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)‘in ashabına, kabir azabının hak olduğunu söylediğine emindirler. Zira bunca ashabıve hadis imamlarının müfteri olabileceklerine ihtimal vermezler. Hal böyleyken kabir azabını ve kabir hayatını inkar etmeleri kanaatimizce kendilerini bilimselliğe kaptırmış olmalarından kaynaklanmaktadır. Herhalde şunu söylemek istiyorlar; “Evet, bu hususta böyle beyanatlar vardır ama bu aklen mümkün olmadığına göre peygamber de söylese böyle bir azabın var olacağını düşünemeyiz. Peygamber, ümmetini yanlışlıklardan, hatalardan caydırmak için söylemiş olabileceğini” mi söylemek istiyorlar?

Eğer Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in kabir azabının hak olduğuna inanmadığı halde, ümmetini korkutup kötülüklerden caydırmak için söylemiş olabileceğini iddia ediyorlarsa, o takdirde peygamberler hakkında vacip olan “sıdk-emanet-tebliğ-risalet” gibi sıfatları inkar ediyorlar demektir. Bu ise peygamberi ve peygamberliği inkardır. Haşa bu, aynı zamanda Yüce Peygamberimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’i, “olmayanı var gösteren biri” olarak düşünmek olur ki, bu düşüncede olanların ümmet olup olmadıkları tartışılır.

Eğer bu hadis-i şeriflerin peygamber tarafından söylenmediğini iddia ediyorlarsa, o takdirde kabir azabıyla alakalı bunca hadis-i şerifi rivayet eden sahabe ve ravileri müfteri ilan ediyorlar ki, buda kanaatimizce büyük bir cinayettir. Zira siz, bu kadar kuvvetli senedi olan hadis-i şerifleri uydurma, bunları rivayet edenlerin ise müfteri olduklarını düşünüyorsanız, o takdirde dinimizin temeline dinamit koyuyorsunuz demektir.Çünkü yüce dinimizin birçok ahkamı hiç şüphesiz sünnete ve hadis-i şeriflere dayanmaktadır. Hayretimizi mucib olan bir başka husus da şudur ki, Peygamberimize muasır olan sahabenin gece-gündüz beraber oldukları Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in ağzından çıkan sözlerin ne manaya geldiğini anlamadıkları, buna mukabil 1400 küsür sene sonra dünyaya gelen bu zavallı kişilerin peygamberi ve onun bıraktığı sünneti daha iyi anladıklarını iddia etmeleridir. Bunlara sormak lazım; “Kabir azabının olmadığına dair sizin delilleriniz nedir? Siz bu ilhamı kimden alıyorsunuz? Yoksa peygamberimizi rüyanızda görüp ona soruyorsunuz da işin gerçeğini öğrenmiş mi oluyorsunuz?” Artık bu bozuk itikadınızdan vaz geçin! Evet kabir azabı vardır ve haktır! Buna dair ayet de hadis-i şerifler devardır. Maneviyattan yoksun olan bazı kimseler bunu belkide tasdik etmeyecekler. Onlara şu uyarıyı yapmayı kendimize vazife addediyoruz. “Bu iddiada bulunanlar! Yaşınız itibariyle ömrünüzün çoğu gitti, azı kaldı. Kısa bir müddet sonra kabir azabını ayne’l-yakin gördüğünüzde anlayıp tasdik edeceksiniz. Bazıları nimeti tadarak, bazıları da azabı görerek tasdik edecektir. Azaba layık olanlar;

رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُجِبْ دَعْوَتَكَ
وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُوا أَقْسَمْتُمْ مِنْ قَبْلُ مَا
لَكُمْ مِنْ زَوَالٍ


“Ya Rabb! (Ne olur) kısa bir müddet için beni (ölümden) tehir et! (Bir fursat tanı da) davetine icabet edeyim, o peygamberler (in sünnetlerin)’e tabi olayım (temennisinde bulunduklarında Rabbler’i tarafından); “Siz daha önce (böyle bir günle karşılaşmayacağınıza yemin edercesine) iddiada bulunmadınız mı?” (Şeklinde alacakları cevap büsbütün umutlarınıbitirecektir.)” (İbrahim Sûresi 44’den)

Şimdi biz bu çarpık mantıklılara diyoruz ki “Ne olur, şu cılız mantığınızı risaletin üstünde görmeyiniz! Zira dinimiz, akıl ve mantıkla değil, nakille kaimdir. İslamiyet teslimiyet dinidir. Nefs-ü heva’ya uyma dini değildir.”

Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun. Amin


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
Avatar
mürüvvet - 4 ay önce
bence bu fitne zamanında insanların kafasını karıştıran imanlarını zedeleyen ,sahih hadisleri gözardı eden din alimleri idam edilmeli.