MarifetHaber
banner79

Hasan Erbay Hocaefendi yazdı; Darlıktan kurtaran dualar

Marifet Dergisi yazarlarından Hasan Erbay Hocaefendi, dergimizin 52. sayısındaki köşesinde darlıktan kurtaran dualara yer verdi.

Hasan Erbay Hocaefendi yazdı; Darlıktan kurtaran dualar

İşte Hasan Erbay Hocaefendi'nin kaleminden bazı dua ve nasihatler...

Bismillâhirrahmanirrahim 

Merhamet edenlerin en merhametlisi olan Allah-u Teâlâ’ya hamdolsun. “Amel defterinde çok istiğfar bulunan kimseye müjdeler olsun” buyuran Peygamberimiz Muhammed Mustafa’ya salât-ü selâmlar olsun.

Bu ayki yazımızda Seyyid Muhammed Alevî Mâliki (Rahmetullahi Aleyh)'in “Ebvâbul Ferac” adlı eserinden bazı dua ve nasihatleri size aktaracağız.

» يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ «

İnsanı darlıktan rahata kavuşturan vesilelerin en büyüklerinden birisi de;

يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ ) )

“Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım)” ism-i şe rifine sarılarak dua etmektir. Bu ism-i şerif, hakkında “İsm-i A’zam” olduğuna dair rivayet gelen isimlerdendir. Hafız ibni Abdilberr “el-İsti’ab fi marifet’il-ashab” adlı eserinde Leys bin Sa’d’a dayandırdığı bir rivayette şöyle zikretmektedir: “Bana ulaştı ki; Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anh) Taif’ten bir adamdan bir katır kiraladı. Kiraya veren adam onu istediği yere kendi götürmeyi şart koştu. Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anh)’ı alarak harabelik bir yere götürdü sonra ona dedi ki: “İn bakalım!”. O da indi, bir de harabeliğe baktı ki ne görsün; bir sürü insan cesedi var. Sonra adam onu öldürmeye kalkınca Zeyd ona dedi ki: “Bırak beni de iki rekât namaz kılayım.” Adam (istihza edercesine): “Kıl bakalım, senden önce şunlar da kılmıştı ama namazlarının onlara bir faydası olmadı” dedi. Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anh) hadisenin devamını şöyle anlatıyor: Namazımı bitirdiğimde beni öldürmek için bana doğru geldi, Ben de dedim ki:


يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ) ) “Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım)!” O anda adam: “Onu öldürme!” diye bir ses duydu ve birden ürpererek sesin sahibini aramak için dışarı çıktı. Ama bir şey bulamadan tekrar bana geri döndü. Ben tekrar: ( يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ ) “Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım)!” diye nida ettim ve bu hadise 3 defa böyle tekrarlandı. Sonra bir de baktım ki karşımda at üstünde bir süvari var elinde de demirden bir mızrak, mızrağın ucunda da bir ateş alevi var. O mızrağı adama sırtından çıkacak şekilde sapladı ve adam ölerek yere düştü. Sonra bana dedi ki: “Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım) ” diye ilk dua ettiğinde ben yedinci kat semada idim. İkinci defa “Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım) ” diye seslendiğinde dünya semasına varmıştım. Üçüncü defa “Ey merhametlilerin en merhametlisi (olan Allah’ım) ” diye dua ettiğinde sana yetiştim.”

Okuduğumuz bu rivayetten de anlaşılacağı gibi bu ism-i şerifle dua eden kimse, Zeyd bin Harise (Radıyallahu Anh) gibi bütün ümidini ve kalbini Allah (Celle Celalühü)’ye yönelterek ihlas ve samimiyetle 3 defa tekrarlarsa, bize şah damarımızdan daha yakın olan Mevlamız, hangi şartlarda olursak olalım nusret ve inayetini bizlere gönderecektir.

İSTİĞFAR

İnsanı içinde bulunduğu sıkıntılardan kurtaracak en büyük sebeplerden biri de günahlardan istiğfar etmek, af dilemektir. Aynı zamanda istiğfar, insanın rızkını zahmetsizce elde etmesine de sebeptir. İstiğfarın ne kadar üstün bir amel olduğuna Kur’an-ı Kerim’in ayetleri ve sevgililer sultanı Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in hadisi şerifleri beyan etmektedir. İstiğfarda günahlara kefaret, belâları izale etme, dert ve kederleri defetme gibi özellikler vardır. Zira dertlerin çokluğu ve art arda gelen kesintisiz belaların sebebi; günah işlemek ve günahta ısrarcı olmanın bereketsizliğidir. Binaenaleyh istiğfarın ve sıdk ile Mevlamıza tevbe etmenin bunlara panzehir olması tam da yerinde olacaktır.

Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) istiğfar hakkında buyurdular ki:

مَنْ لَزِمَ الِْسْتِغْفَارَ جَعَلَ اللُّٰ لَهُ مِنْ كُلِّ هَمٍّ فَرَجًا ، وَ مِنْ كُلِّ ضِيقٍ مَخْرَجًا ،

وَرَزَقَهُ مِنْ حَيْثُ لَ يَحْتَسِبُ

“Kim istiğfar etmeye devam ederse, Cenâb-ı Allah o kimsenin her sıkıntısına bir rahatlık yaratır, her darlığına bir çıkış kapısı verir ve hiç ummadığı yerden onu rızıklandırır.” (Ebu Davud, Nesai, İbni Mace, Hakim)

Enes (Radıyallahu Anh)’dan rivayet edilen diğer bir hadis-i kudsîde Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) buyurdular ki:

قَالَ الّٰلُ تَعَالَى : يَا ابْنَ آدَمَ! إِنَّكَ مَا دَعَوْتَنِي وَرَجَوْتَنِي غَفَرْتُ لَكَ عَلَى مَا

كَانَ مِنْكَ وَلَ أُبَالِي ، يَا ابْنَ آدَمَ! لَوْ بَلَغَتْ ذُنُوبُكَ عَنَانَ السَّمَاءِ ، ثُمَّ اسْتَغْفَرْتَنِي

، غَفَرْتُ لَكَ وَلَ أبَُالِي ، يَا ابْنَ آدَمَ! إِنّكََ لَوْ أتََيْتَنِي بِقُرَابِ الْرَْضِ خَطَايَا ، ثُمَّ

لَقِيْتَنِي لَ تُشْرِكُ بِي شَيْئًا ، لََتَيْتُكَ بِقُرَابِهَا مَغْفِرَةً

“Allah-u Teala buyurdu ki : “Ey ademoğlu! Sen bana dua edip benden ümitli olduğun müddetçe ne yaparsan yap aldırış etmem, seni af ederim. Ey ademoğlu! Günahların arşa dayansa da sen benden mağfiretini istesen aldırış etmem, seni af ederim. Ey ademoğlu! Sen bana yeryüzü dolusunca günah getirsen sonra da hiçbir şeyi ortak koşmadığın halde bana kavuşsan, ben de yeryüzü dolusunca mağfiretle sana varırım.” (Tirmizi)

Ebu Saîd-i Hudrî (Radıyallahu Anh)’ın Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'den rivayet ettiği bir hadis-i şerifte buyurdu ki:

قاَلَ إِبْلِيسُ: يَا رَبِّ وَعِزَّتِكَ لَ أَبْرَحُ أُغْوِي عِبَادَكَ مَا دَامَتْ أَرْوَاحُهُمْ فِي

أَجْسَادِهِمْ، فَقَالَ الّٰلُ تَعَالَى: وَعِزَّتِي وَجَلَلِي لَ أَزَالُ أَغْفِرُ لَهُمْ مَا اسْتَغْفَرُونِي

“İblîs-i laîn der ki: Ya Rabb! İzzetine yemin olsun ki canları bedenlerinde olmaya devam ettiği müddetçe ben de kullarını azdırıp saptırmaktan geri durmayacağım. Bunun üzerine Cenabı Allah (Celle Celâlühû) buyurdu ki: “İzzetim ve Celâlim hakkı için, onlar benden bağışlanma diledikleri müddetçe ben de onları bağışlamaktan geri durmayacağım.” (Müsned-i Ahmed, Hakim; Müstedrek)

Abdullah bin Büsr (Radıyallahu Anh) der ki: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle dediğini işittim:

طُوبَى لِمَنْ وُجِدَ فِي صَحِيفَتِهِ اِسْتِغْفَارٌ كَثِيرٌ

“Amel defterinde çok istiğfar bulunan kimseye müjdeler olsun”. (Beyhakî)

Ümmü İsmet (Radıyallahu Anha) Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in şöyle buyurduğunu rivayet eder:

مَا مِنْ مُسْلِمٍ يَعْمَلُ ذَنْبًا إِلَّ وَقَفَ الْمَلَكُ ثَلَثَ سَاعَاتٍ ، فَإِنِ اسْتَغْفَرَ مِنْ

ذَنْبِهِ لَمْ يَكْتُبْهُ عَلَيْهِ ، وَلَمْ يُعَذِّبْهُ الّٰلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ

“Herhangi bir Müslüman bir günah işlediğinde melek üç saat (vakit) bekler. (Bu zaman zarfında o kul) günahından pişman olup af dilerse onun aleyhine bir şey yazmaz, Allah (Celle Celâlühû) de ona kıyamet gününde azap etmez.” (Hakim; Müstedrek)

Ebu Hureyre (Radıyallahu Anh)'ın Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’den rivayet ettiği bir diğer hadis-i şerif ise şöyledir:

إِنَّ الْعَبْدَ إِذَا أَخْطَأَ خَطِيئَةً نُكِتَتْ فِي قَلْبِهِ نُكْتَةٌ فَإِنْ هُوَ نَزَعَ وَاسْتَغْفَرَ

صُقِلَتْ فَإِنْ عَادَ زِيدَ فِيهَا حَتَّى تَعْلُوَ قَلْبَهُ فَذٰلِكَ الرَّانُ الَّذِي ذَكَرَهُ الّٰلُ تَعَالَى:

]كَلَّ بَلْ ۔رَانَ عَلٰى قُلُوبِهِمْ مَا كَانُوا يَكْسِبُونَ[

“Kul bir hata işlediğinde kalbinde bir çeşit pas gibi leke oluşur. Şayet o kul (işlediği günahtan) vazgeçip istiğfar ederse (Allah’dan affını dilerse, kalbinin pası giderilip) cilâlanır. Eğer (günahına tekrar tekrar) dönerse, lekesi de kalbini tamamen istila edinceye kadar artar. İşte bu Allah-u Teâlâ’nın Kur’an’da zikrettiği اَلرَّانُ) )

“Ran”dır: “Hayır! Doğrusu kazanmakta bulunmuş oldukları (kötü) şeyler (ve sıralı işlemiş oldukları günahlar) onların kalplerinin üzerini (manevî bir) pasla kaplamıştır. (Mutaffifîn: 14)” (Tirmizi, Nesaî, İbni Mace…)

Bilâl ibni Yesâr (Radıyallahu Anh) der ki: babamın dedemden naklettiğine göre o Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)'i şöyle derken işitmiş:

مَنْ قَالَ: أَسْتَغْفِرُ الّٰلَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَٓ إِلٰهَ إِلَّ هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأتَُوبُ إِلَيْهِ،

غُفِرَ لَهُ وَإِنْ كَانَ فَرَّ مِنَ الزَّحْفِ

“Her kim:

أَسْتَغْفِرُ الّٰلَ الْعَظِيمَ الَّذِي لَ إِلٰهَ إِلَّ هُوَ الْحَيَّ الْقَيُّومَ وَأَتُوبُ إِلَيْهِ

“Kendisinden başka hiçbir ilah olmayan, Hayy (ezeli ve ebedi bir hayatla diri), Kayyûm (daima mahlûkatını koruyup kollayıp idare eden) Allah (Celle Celâlühû)'den bağışlanmamı diler, O’na tevbe ederim” derse; harpten kaçmış da olsa günahı bağışlanır.” (Ebû Davud, Tirmizî)

عَنْ أبَيِ بكَْرٍ الصِّدِّيقِ رَضِيَ الٰلّ عَنْهُ أنَهَُّ قاَلَ لرَِسُولِ الٰلّ صَلىَّ الٰلّ عَليَْهِ وَسَلمََّ:

قُلْ: اَللّٰهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلمًا « : عَلِّمْنِي دُعَاءً أَدْعُو بِهِ فِي صَلَتِي. قَالَ «

كَثِيرًا. وَلَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّ أَنْتَ. فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ. وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ

». أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

Hazreti Ebubekir (Radıyallahu Anh) bir gün Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Efendimiz’e: “Ya Rasûlallah! Bana bir dua öğretiniz de onu namazlarımda okuyayım.” dedi. Allah Rasûlü (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) de, “Şöyle dua et!” dedi:

اَللّٰهُمَّ إِنِّي ظَلَمْتُ نَفْسِي ظُلمًا كَثِيرًا. وَلَ يَغْفِرُ الذُّنُوبَ إِلَّ أَنْتَ.

فَاغْفِرْ لِي مَغْفِرَةً مِنْ عِنْدِكَ. وَارْحَمْنِي، إِنَّكَ أَنْتَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ

“Allah'ım! Ben kendime çok çok zulmettim. Günahları bağışlayacak ise yalnız Sensin. Öyleyse katından hususî bir mağfiretle (bağışlamayla) beni mağfiret eyle (bağışla) ve bana merhamette bulun! Zira yegâne Gafûr (günahları bağışlayan) ve yegâne Rahîm (merhamet eden) Sensin.” (Buhârî, Müslim)

Belâ ve imtihanların üzerimize sağnak sağnak yağmaya başladığı şu günlerde, toplum olarak günah ve hatalarımızdan tevbe etmeye ne kadar da ihtiyacımız var. Ötekinin berikinin hatasını ve ayıbını araştırarak günah hanemize bir de tecessüs günahını eklemektense, “nerde yanlış yapıyorum” deme erdemini gösterebilsek, belki bu sayede Erhamürrâhimîn olan Mevlamızın (Celle Celâlühû) engin rahmetine mazhar oluruz. Böylece yaptığımız dualar da kabule şayan olur. Dualarınızda yer bulabilmek ümidiyle, Allah-u Teâlâ’ya emanet olunuz.

(MARİFET HABER)


İlgili Galeriler
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.