MarifetHaber
banner79

Aydın, Âlim, Şeyh 


Prof. Dr. Bedri GENCER

Prof. Dr. Bedri GENCER

13 Şubat 2016, 16:04


Batı’nın kültürel etkisi sonucu modern ideolojiler karşısında İslâm’ın da ideolojikleşmeye zorlanması âlimi acze düşürdü. Dinin ideolojikleşmeye zorlanması, öncelikle onu buna zorlayan modernliğin eleştirisini gerektiriyordu; âlim, eleştirebilecek kadar modernliğe âşina değildi. Bu durumda Müslüman aydının nüvesi olarak edib âlimin imdadına yetişti. Enderun denen saray mekteplerinden yetişen edib, İslâm’da âlime alternatif değil, şeyhin estetik karşılığıydı. 

Her bilgi öznesi, bir bilgi türünü temsil eder. Kadim dünyada olduğu gibi İslâm’da âlim, bizzat din sayılan küllî ilmin taşıyıcısıdır. “Âlimler, peygamberlerin varisleridir” hadisinden anlaşılacağı gibi âlim, varisi olduğu peygamber gibi dinde tek mercidir. Dinde âlim/şeyh ayırımı, formasyon değil, işlev ayırımından, eğitim ile öğretim arasındaki işbölümünden kaynaklanır. Âlim, hadisi öğretim işlevini üstlenirken şeyh sünneti eğitim veya öğretim ile eğitim işlevlerini birlikte üstlenir. Âlim, din olan hadisi öğretirken şeyh, bu öğretinin sünnet olarak hayata geçirilmesi tarzını da gösterir. Bu bakımdan her şeyh âlim, ancak her âlim şeyh değildir. 

Bilgi Özneleri 

Her bilgi öznesi, bir bilgi türünü temsil ettiğinden âlim, aydın gibi farklı bilgi özneleri, parçalanan bilginin türlerini temsil ederler. Batı’da vahiy kaynaklı ilmin kaybıyla başlayan sekülerleşme sürecinde “dinî bilgi, felsefî bilgi, bilimsel bilgi, ideolojik bilgi” şeklinde epistemolojik parçalanmaya karşılık olarak ruhban (clergy), düşünür (thinker), bilgin (scholar) ve aydın (intellectual) gibi, kâh birbirlerini tamamlayan, kâh çatışan farklı bilgi özneleri ortaya çıkmıştır. Bunlar, örneğin toplum ve din ilimlerinin içindeki “sosyolog, psikolog, mütekellim, muhaddis” gibi uzmanları değil, kategorik olarak farklı bilgi öznelerini anlatır. Entelektüel ise Hıristiyan Batı’da otoriter bilgi öznesi ruhbana alternatif genel bilgi öznesini temsil eder. Eskiden beşerî dünyayı anlamlandıran ana bilgi dalı teolojiye alternatif yegâne disiplin, edebiyattı; dinin teolojiden ideolojiye dönüştüğü sekülerleşme sürecinde ideoloji ve sosyoloji de teolojiye rakip disiplinler olarak edebiyatla buluştu. Dolayısıyla ruhbana alternatif geleneksel bilgi öznesi edibden (c. üdebâliterati) türeyen entelektüel, daha sonra ideoloji ve sosyolojinin zuhuruyla ideolog ve sosyal bilimci anlamında sosyoloğu da kapsamıştır. İdeoloji ile sosyoloji arasındaki fark, birincisinin toplumu devrim, ikincisinin ise reformla dönüştürmeyi hedeflemesidir. Ancak ideolojiyi yeren Karl Marx örneğinde böyle mutlak bir ayırım yapılamaz; Durkheim ve Weber ile birlikte klasik sosyolojinin babalarından olarak tanınan Marx, ideolojiyi mahkûm ettiği halde fiilen en radikal ideolog olarak tarihe geçmiştir. 

Bu devrimci karakterinden dolayı, Hıristiyanlıktaki teolog/ruhban, İslâm’daki âlim/şeyh ayırımında olduğu gibi, ideolojiyi öğretecek ideolog yanında aynı zamanda onu hayata geçirme, toplumu dönüştürme yolunu gösterecek, topluma rehberlik edecek bir aydına ihtiyaç duyulur. Türkçedeki entelektüel/aydın ayırımı, âlim/şeyh ayırımının karşılığı sayılabilir. Ancak Türkçede entelektüel ve aydın kelimelerinin ikisi de aslında Batılı “intellectual” karşılığında kullanıldığı için, Batı dillerinde bu ayırım farklı şekillerde ifade edilmiştir; önce, bilgin (sosyolog)/entelektüel, sonra entelektüel/kamusal entelektüel olarak. 

İdeolojinin aktivistik, devrimci karakteri, Antonio Gramsci, Julien Benda, Lewis Feuer gibi sol aydınları ideolojiyi aydının tarifinin bir parçası yapmaya, örneğin Lewis Feuer’u şu tespiti yapmaya sevk etmiştir: “Herhangi bir bilgin, bir ideolojiye bağlanmadıkça veya böyle bir bağlılık peşinde olmadıkça aydın (intellectual) sayılmaz”. Görüldüğü gibi bu sol entelektüeller, şeyhin karşılığı olarak entelektüel ile ideoloğu özdeşleştirmektedirler. Hâlbuki dünyada radikalizm dalgasının düşmesi, ideolojiden uzaklaşmanın (deideologization) başlamasıyla birlikte entelektüel=ideolog özdeşleştirmesi bırakılmıştır. Geniş klasik anlamı uyarınca entelektüel, yeniden sosyolog dâhil teoloğa alternatif tüm bilgi öznelerini kapsar hale gelince bu kez âlim/şeyh ayırımı, “entelektüel/kamusal entelektüel” olarak ifade edilmiştir. 

İdeolojikleşme ve Gelecekle İlgili Öngörüler 

Batı’nın kültürel etkisi sonucu modern ideolojiler karşısında İslâm’ın da ideolojikleşmeye zorlanması âlimi acze düşürdü. Dinin ideolojikleşmeye zorlanması, öncelikle onu buna zorlayan modernliğin eleştirisini gerektiriyordu; âlim, eleştirebilecek kadar modernliğe âşina değildi. Bu durumda Müslüman aydının nüvesi olarak edib âlimin imdadına yetişti. Enderun denen saray mekteplerinden yetişen edib, İslâm’da âlime alternatif değil, şeyhin estetik karşılığıydı. Namık Kemal örneğinde olduğu gibi üdebâ, ortak tasavvuf kanalı sayesinde güçlü bir İslâmî kültüre sahip olduğu için, XIX. asırdaki modernleşme sürecinde olduğu gibi konjonktürel olarak İslâmî dünya görüşüne sözcülükte ulemânın boşluğunu doldurabiliyordu. 

Lâfzen şeriatçılık anlamında İslâmcılık da bu üdebâ ile başladı. Normalde ulemâ, dini din olarak öğretmek üzere yetiştiği için ideoloji olarak savunmayı beceremezdi. Nitekim önİslâmcılık dediğimiz İslâmcılığın bayraktarı Namık Kemal bir edip olduğu gibi, sonİslâmcılık olarak II. Meşrûtiyet İslâmcılığının bayraktarı Said Halim Paşa ve Mehmed Âkif, keza çağdaş Türkiye ve İslâm dünyasında İslâmcılığın başını çeken Necip Fazıl ve Seyyid Kutub gibi isimler de medresedışı kanallardan yetişmiş aydınlardır. 

İslâm’da aslında ortak formasyona sahip âlim ile şeyh arasında öğretim ve eğitim işlevleri bakımından bir işbölümü olduğunu belirtmiştik. Âlim öğretir, şeyh eğitir, modern Müslüman aydın ise eleştirir. Yani modern bilgiyle yetişen Müslüman aydının âlim gibi öğretmesi mümkün değildir. Namık Kemal örneğinde olduğu gibi aydın, sünnete meydan okuyan bid’ati, modernliği eleştirir ve en fazla hürriyet kavramında toplanan şeriatın maksatlarını, ideallerini hatırlatarak İslâmî bir şuur verir. Örneğin Seyyid Kutub’un tefsiri, Hak Dini Kur’an Dili gibi klasik anlamda Kur’ân’ın açıklamasını yapacak, ilim verecek bir tefsir değildir. Şu halde aydın, asla âlime alternatif olamaz, işlev bakımından onu ikame edemez. Ancak çağımızda Mevdûdî gibi “âlim mütefekkir” denen simaların yaptığı üzere âlim, aydını ikame edebilir. 

Ancak bu deyim, başka problemleri ortaya koyar. Öncelikle bu, “geleneksel âlimler, fikir üreten âlimler değiller miydi” sorusunu gündeme getirir. Mesela “İbni Haldun’un son şakirdi” olarak modern İslâm dünyasında sosyolojinin öncüsü sayılan Ahmed Cevdet Paşa, “âlim mütefekkir” değil miydi? Demek ki Mevdûdî örneğinde fikir=tefekkür, aslında ideolojiye, ideolojik bir din anlayışına işaret etmektedir. Ahmed Cevdet Paşa, Mevdûdî’den daha derin bir âlim mütefekkir olduğu halde dinin ideolojikleştirilmesinin karakteristiği yazılı anayasa projesine sonuna kadar geçit vermemişti. Ancak Mevdûdî, bunun bayraktarlığını yaptı. Ve bu yüzden Ebu’lHasen Nedvî gibi âlimlerle ihtilafa düştü. Demek ki burada formasyondan önce, ister âlimde, ister aydında olsun problem, ideolojik din algısındadır. 

Aydının işlevi, sadece modernliği eleştirerek âlime destek olmaktır; o, Namık Kemal’in Ahmed Cevdet Paşa karşısında açıkça itiraf ettiği gibi, dini öğreten merci olarak âlimin yerini tutamayacağını, haddini bilmelidir. Aydın, âlim adına modernliği eleştirmekle kalmayarak ona İslâm adına misillemeye yapmaya kalktığı ve böylece kaçınılmaz olarak dini ideolojikleştirmeye başladığı zaman haddini aşmış olur. Yani problem, aydının âlim gibi dinde otorite olmaya kalkmasıdır. İdeolojik din anlayışını temsil eden aydının, hem ilim, hem amelde zaafı olduğu için İslâm’ı öğretme gibi yaşama konusunda da cemaate rehber olması imkânsızdır. 

Bu noktada gelecekle ilgili şu öngörülerde bulunabiliriz. Birincisi, modernlik eleştirisinin yeterince yapılıp yapılmadığı meselesine bağlı olarak aydının işlevinin bitip bitmediği, miadının dolup dolmadığı meselesidir. İkincisi, aydının miadı dolduğu takdirde âlimin yeniden sahneye çağırılması meselesidir. Âlimin tekrar işlevsel olmasıyla birlikte ideolojik din algısı yerini nebevî sünnî din anlayışına bırakmaya başlayacaktır. Tersine sünnî din anlayışının ideolojik din algısının yerini almasıyla birlikte âlimin yeniden işlevsellik kazanması beklenemez. Zira hadisi şerif, Allah’ın din sayılan ilmi kitapla değil, âlimlerle, yani “sutûrdan değil sudûrdan” çekerek alacağını beyan ediyor. Bu hadis, günümüzün sözde Kur’âncılarına da ebedî bir Muhammedî uyarı mesajıdır. 

Ahmed b. Hanbel, Dârimî, Tâberânî, Ebu’ş Şeyh (tefsirinde) ve İbnü Merdûye, Ebu Umâme (r.a.)’dan nakl ediyor: “Ey insanlar! İlim alınmadan, kaldırılmadan önce nasibinizi alın. Dendi ki:  Ya Rasûlallâh! Kur’ân bizim aramızdayken ilim nasıl kaldırılır? Buyurdu ki: “Hay seni anası yitesi! İşte Yahudi ve Hristiyanlar, aralarında kitapları var. Fakat peygamberlerinin getirdiğinden bir harfe tutunmaz olmuşlardır. Haberiniz olsun ki ilmin gitmesi, hepsinin gitmesidir. İlmin gitmesi, cümlesinin gitmesidir. İlmin gitmesi, cümlesinin gitmesidir (Bu son kısmı üç defa tekrar etti).” 

Ahmed b. Hanbel, Buharî, Müslim, Nesâî ve İbnü Mâce, İbnü Ömer (r.a.)’dan nakl ediyor: “Allahü Teâlâ, ilmi kullardan soymak suretiyle çekip almaz. Ancak âlimleri almak suretiyle ilmi ortadan kaldırır. Allah hiçbir âlim bırakmayınca da, insanlar birtakım cahil başlar edinirler ve onlara sorular sorarlar, onlar da ilimsiz fetva verirler. Bu yüzden de hem kendileri saparlar, hem de başkalarını saptırırlar.” 

Dahası burada dönüşünden bahsedilen âlim, varisi olduğu peygamber gibi öğretimle eğitimi birleştiren, aynı zamanda şeyh olan âlimdir. Çünkü postmodernizm doğrudan modernizme dönüş anlamına gelmediği gibi, aydından âlime dönüş de doğrudan ideolojik din anlayışından sünnî din anlayışına dönüş anlamına gelmiyor. II. Meşrutiyet devri Osmanlı, Mısır ve Hindistan ulemâsında görüldüğü gibi, zaten ulemânın tarikata (sünnete) karşı şeriata vurgu yapmasıyla ideolojik din anlayışı doğdu. Medine’ye “Dâru’lHicre ve’sSünne” diyen sahâbei kirâmdan başlayarak tarih boyunca Müslümanlar için İslâm, “tarikat (sünnet) olarak din”di. O yüzden modern ulemânın başlattığı “şeriat olarak İslâm” anlayışının daha sonra “ideoloji olarak İslâm” anlayışına dönüşmesi kaçınılmazdı. 

Burada sünneti tarikatın karşılığı olarak parantez içine almamız sebepsiz değildir. Çünkü “şeriat, tarikat, marifet, hakikat” şeklindeki dinin dört boyutundan tarikatın özel adı sünnettir. Tarikatın hem sünnetin genel adı, hem de tasavvuf mektebinin adı olması tesadüf değildir. Bu, bizim vurguladığımız “din yolu sünnet, sünnet yolu tasavvuf” gerçeğinin ifadesidir. Hakikî bir içtimaî dönüşüm ahlakî dönüşümle, bu da “sünnet olarak din” anlayışına, bu da ancak tasavvufa dönüşle mümkündür. Selefîlik adına radikalizm ve aşırılıklarla geçen uzun yıllardan sonra bugün Cezayir’den Sudan’a, Moritanya’dan Lübnan’a, Hasan Turabî’den Malik Bedrî’ye, Muhammed Muhtar Şankıtî’den Abdunnasır Cibrî’ye bütün Müslüman liderlerin “Tasavvuf çizgisine, ruhuna dönmeden ümmet ayağa kalkamaz” demesi dikkate şayandır.* 

Demek ki asıl mesele, aydından âlime dönüşün ötesinde aydından şeyhe, çağdaş İslâm dünyasının en önemli İslâm hareketi İhvânı Müslimîn’in kurucusu Hasan elBennâ’nın çizgisine dönüş meselesidir. Bennâ, İhvânı Müslimîn’in liderliğini ifade eden tasavvufî “mürşidi âmm” unvanının da belirttiği gibi, bir Şazelî şeyhi olarak ihyâ hareketine başlamıştı. Ancak Seyyid Kutub, Mevdûdî’nin etkisiyle sünnî ihyâ hareketini ideolojik devrim çizgisine kaydırdı. İslâm dünyasının geldiği nokta, “güneşin altında yeni bir şey olmadığını”, Sirhindî’nin, Dihlevî’nin, Bağdâdî’nin, Gümüşhânevî’nin, Bennâ’nın çizgisine dönüşten başka çare olmadığını gösteriyor. Tasavvuf, icabında ismini, zeminini, şeklini değiştirir, fakat özsel peygamberî işlevini görmekten kesilmez. Ancak tasavvuf, Müslümanlara cihâdı ekberden cihâdı esgara, enfüsten âfâka uzanan sağlam kuşatıcı bir dönüşüm vizyonu verebilir. Bu açıdan günümüzde Türkiye’de pek tanınmayan Taha Abdurrahman, örnek bir sufî âlim mütefekkir tipini temsil etmektedir. 

Umran Dergisi Ocak 2016
Kaynakça * http://www.timeturk.com/tr/2010/03/22/malikbedriislamcilar tasavvufayonelmeli.html#.VVAzQ_ntmko, http://www.timeturk. com/tr/2010/11/23/islamcilarburoportajicoktartisacak.html#. VVAzdfntmko, http://www.timeturk.com/tr/2008/05/23/turabi tasavvufuyenidendusunmeliyiz.html#.VVA2xPntmko, http://www. dunyabulteni.net/?aType=haber&ArticleID=180026).
Yorum Ekle
İsim
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×
Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, müstehcen, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.
cihanyamaneren